Archive for the 'yunus' Category

Bir gün gelecek, bir gün kalacak

Önceki Bölümler

  1. Nerede Kalmıştık
  2. Askerlik Başvurusu
  3. 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı
  4. Askerlik İçin Götürülecekler Listesi
  5. Kışlada ilk gün
  6. Askerlik başladı
  7. Askerde ilk haftasonu
  8. Tek er muharebe eğitimi
  9. Askerde boş geçen günlerim
  10. 6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralalandı
  11. Bir gün gelecek, bir gün kalacak (Şu anda okuyorsunuz)

26 Ağustos Salı (15. Gün)

Eğitim tamamlandığı için bundan sonraki günlerde sadece yemin töreni provaları yapılacak. Bugün de alay ictima alanında bütün asker öğretmenleri topladılar. Bir kaç defa yemin provası yaptırdılar. Öğle yemeğine gittik.Yemekten sonra her mangaya göstermelik birer mıntıka verip serbest bıraktılar. Biz de bir süre göstermelik mıntıka temizliği yaptıktan sonra uygun bir çam gölgesi bulup yattık. Askerde bulduğunuz en uygun gölgeyi değerlendirme eğiliminde oluyorsunuz zaten. Saat 16.40’da tekrar topladılar. 2 tur yürüyüş yaptık. Bizim takım güzel yürüdü, devam ettirmediler, serbest bıraktılar. Bu sefer gidip yatakhanede yattım. 17.40’da yemek ictiması oldu. Topluca yemeğe gittik. Yemekte bazı arkadaşlar eğitim çavuşlarıyla laf dalaşına girdiler. gözlemlediğim kadarıyla son günler yaklaştıkça kavgalar, gerilmeler artmaya başladı. Biraz bıkkınlık biraz da boş bıraklılmaktan kaynaklanıyor bence. Niçin sürekli bir iş verdiklerini, asla boş bırakmadıklarını daha iyi anlıyorum şimdi. İnsanları bu şekilde toplayıp serbest bıraktığınızda kaos çıkabiliyor.

29 Ağustos Cuma (18. Gün)

Her zamanki gibi kahvaltıya kalktık. Kahvaltıda kepimi askıya asmıştım, unutmuşum. Döndüğümde kaybolmuştu.

Emre yaralı olduğu için ona pazar gününe kadar istirahat verdiler. Provalara katılmayacak yani. Onun kepini ödünç aldım. Provada giyeceğim.

Sabah ceketlerimizi de giyip prova yaptık. Ceketli prova çok zor oluyor sıcakta. 2 defa prova yapıldı. 2. provaya albay da katıldı. Öğleden sonra serbest bıraktılar. Akşam saat 19.00’da Dünyanın Merkezine Yolculuk filmini izledik. Daha önceki yıllarda askerlik yapan arkadaşların tavsiyelerine göre eğer sinema şansı olursa muhakkak kullanmak gerekiyor. Çünkü ictimadan kaçmanın meşru mazeretlerinden birisi de sinemada olmak. Sinema için büyük konferans salonlarını kullanıyorlar. Salona yüzlerce askeri dolduruyorlar. Biletler çok ucuz. O yüzden talep de fazla oluyor. Sinemada önden yer kapmak gerekiyor. Sinema düzeni olmadığı için arkadakiler altyazıları tam göremiyorlar. Önce önünüzde yeşil kıyafetler farkediyorsunuz. Zamanla kendinizi dışarda gerçek sinemada zannediyorsunuz. 3 saatliğine de olsa özgür dünyayı yaşıyorsunuz. Film bitip de dışarı çıkınca askeri gerçekle karşılaşıyorsunuz, çok garip bir duygu.

Aramızda para toplayıp Fatih Çavuş’a hediye saat almıştık. Onu hep birlikte verdik. Arkadaşlarla sohbet ettik. Gün bitti.

30 Ağustos Cumartesi (19. Gün)

Sabah 30 Ağustos töreni izlenecekti. Biz diğer mangalardan arkadaşlarla birlikte arazi olduk (kaçtık). Takımı toplayıp yoklama almışlar. Yoklamada ismimiz alınmış. Öğle yemeği öncesi ictima oldu. Yemeğe girmedik, kantinde pizza yedik. Öğleden sonra ceza olarak bizi alay ictima alanında 3-4 tur yürüttüler. Askerde ceza da almış oldum. Soranlara hem süründüğümü hem de ceza aldığımı anlatabileceğim.

Saat 15.00’de Timsah – Nehrin Dişleri filmini izledik sinemada.

Yemekten sonra valizlerimizi dağıttılar. Eşyalarımızı valizlerimize doldurduk. İlk defa botlarımı boyadım. Aslında her gün boyayanlar da oluyordu ama biz ıslak mendille siliyorduk. Mustafa Cennet de yardım etti.

Emre, yemin töreni günü kepinigiymek istiyor. Fatih Çavuş’u bulup yedek kep bulmaya çalışırken Şenel Muslu’ya rastladım. Canım sıkılmış bir şekilde kepimin kaybolduğunu anlatırken “Bende yedek bir kep var” dedi. Çok şaşırdım. Meğer kep alırken içiçe iki tane vermişler yanlışlıkla, o da geri vermemiş belki lazım olur diye. Gerçekten çok sevindim. Allahtan başka bir şey istesem olacakmış. Hiç unutamayacağım anlardan birisi de bu oldu. Şenel kardeşime bir kez daha teşekkür ediyorum. Emre de boşta dururken gidip benim için nefte almış, göndermiş. Nefte ve kepi birleştirip voltranı oluşturduktan sonra ben de normal bir asker olabildim. Emre’ye de teşekkür ediyorum. Akşam diğer bölüklerdeki arkadaşlarla ve mangadaki arkadaşlarla toplanıp sohbet ettik. Son gecemiz geldi çattı. İnsanın gözüne uyku girmiyor.

6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralandı

Önceki Bölümler

  1. Nerede Kalmıştık
  2. Askerlik Başvurusu
  3. 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı
  4. Askerlik İçin Götürülecekler Listesi
  5. Kışlada ilk gün
  6. Askerlik başladı
  7. Askerde ilk haftasonu
  8. Tek er muharebe eğitimi
  9. Askerde boş geçen günlerim
  10. 6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralalandı (Şu anda okuyorsunuz)

25 Ağustos Pazartesi (14. Gün)

Bugün atış eğitim var. Erken kaldırdılar. Yemekten önce silahlarımızı depodan aldık. Silahları çatıp yemeğe gittik. Silah çatmak silahların 3 tanesini birbirine destek olacak şekilde uç uca çapraz bir şekilde dayayarak durdurmaktır.

Yemekten sonra bütün öğretmen askerler alay ictima alanında toplandık.Albay geldi konuşma yaptı. Biz bu olaya “ulusa sesleniş” adını taktık, muhabbet olsun diye. Saçlarımıza kızdı. Saçlarımız nizami kesilmemiş diye çavuşlara da kızdı. Albay gidince başımıza gelecekleri de biz düşünmeye başladık bu durumda. “31 Ağustos’ta burdan çıkacaksınız” vurgusunu yineledi. Umutlarımız bir kez daha söndü.

İctima sonrası silahları almaya gittik. Sabah silah alırken bazılarına silah yetmemişti. O yüzden silah alma işinde ağırdan hareket ettik ki bize silah kalmasın, silah taşımayalım. Eğer kayışı olan bir silah bulsam alırdım, benim silahım da kayışlı idi zaten, ama baktım ki hep kayışsızlar kalmış, özellikle silah almadım.

Astsubay Sadettin Çevik bizi koğuş bölgesinin yan tarafında topladı. Albayın saçlardan dolayı attığı fırçanın acısını çıkarmaya niyetliydi galiba. Silahsızları ayırdı. Saç ve faovriler hakkında biraz konuştu, çavuşlara kızdı. her mangadan 2’şer 3’er silahsız çıkınca “Neden böyle, oldu. Sadece 1 manga silah almasa olmaz mıydı?” dedi.

Askerde Süründürüyorlar

Sinirini almak için olsa gerek, biz silahsızları koğuş bölgesinin arkasındaki tozlu alanda “Geriye dön, koş! Dur! Tekrar geriye dön! Bana doğru sürünerek gel! Kalk! Yat! Sürün! Kalk! Yat! Sürün!” diye giden komutlar silsilesi eşliğinde süründürdü. Askerde süründüm diyebileceğim için çok mutlu oldum lakin üstümüz başımız bembeyaz oldu tozdan. Bu tozu nasıl sileceğiz diye de düşündük ama son günlerdi zaten.

Silahsızlardan oluşan yeni grubumuzu çarşaf ve yastık kılıflarını çamaşırhaneye götürmek üzere ayırdılar. Diğerleri eğitim alanına gittiler. Bizim çamaşırhane işi kısa sürdü. Yastık kılıfı ve çarşafları ayırdık, bunu nöbtleşe yaptık. Çamaşırhane büyük bir yer, büyük çamaşır makinaları var. Ara sıra kantine su ve yiyecek almaya gittik geldik. Kısa süre sonra bizi serbest bıraktılar, koğuşlar bölgesine gidip 1-2 saat uyuduk bizim mangadan Hüseyin Karaduman ile birlikte. Zaten bizim mangadan sadece ben ve Hüseyin Karabulut vardı silahsızlar grubunda. İyi ki silah almamışız. Sıcakta eğitim yapmaktan  daha eğlenceliydi bizim çamaşırhane işi.

Silahlar Atış Yapmaya da Yarıyorlarmış

Öğleden sonra biz de mangamıza katıldık. Eğitim alanına gittik. İdris uzman atış yapmanın inceliklerini anlattı.

Mangaları sırasıyla atış alanına alıyorlar. Oradan zaten vızı vızır mermi sesleri geliyor. Bizim de sıramız nihayet geldi. Atış alanında yerimizi aldık. Dosyalarımızda ortasında siyah bir bölge olan kağıtlar var. O kağıtları hedef tahtasına topluiğne ile tutturuyoruz. Daha sonra 25 metrelik mesafedeki kum torbası siperlerden atış yapıyoruz. Amacımız ortadaki siyah bölge ama kağıdı tutturunca da şükrediyoruz. 3 mermi G3, 3 mermi de M1 silahı ile atacağız. M1 kurtuluş savaşı yıllarından kalma tarihi bir silah. Her iki silahla da ateş ettim. Mermilerimden 3 tanesi siyah bölgeyi olmasa da kağıdı bulmuş. M1 ile attıklarım kağıdı bile görmeden geçmiş.

Bizim grupta atış yapanlardan Emre Durak biz atış yaparken acilen ambülansa alındı, götürüldü. M1 ile burnunu çizmiş, hafif yaralanmış.

Bizim mangada Mustafa Yiğit diye bir arkadaşımız var, Malatyalı. Silahtan iyi anlar. Eğitim alanındaki iplere de tırmanırdı boş zamanlarında. En çok onun atış sonucunu merak ediyorduk. 6 tane isabet ettirmiş ama hepsini siyah bölgeye tutturamamış. Bu olayın bir hayli muhabbetini döndürdük haliyle.

Bu olayla birlikte eğitim de bitmiş. oldu. Eğitim alanına bir daha gelmeyeceğiz. Askerliğin bize alışması en zor gelen kısmını tamamlamış olduk.

Askerde boş geçen günlerim

Biraz aksayarak da olsa devam eden askerlik yazı dizisinin yeni bir bölümü daha karşınızda. Bugünlerde bu diziyi bitirip “öğretmen-asker olmak” dizisine başlamak için sabırsızlanıyorum.

Deneyim paylaşımının bilgi paylaşımından daha önemli olduğu kanaatindeyim. Çeşitli platformlarda bilgi paylaşımını sürdürüyoruz zaten. www.yunus.gen.tr’yi daha kişisel, daha samimi ve deneyim ağırlıklı devam ettirme niyetim değişmedi. “Open Life” sadece slogan değil. Ayrıca belirtmeliyim ki yazmayı seviyorum ve kendim için yazıyorum.

Daha önce neler yazdık: Nerede Kalmıştık, Askerlik Başvurusu, 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı, Askerlik İçin Götürülecekler Listesi, Kışlada ilk gün, Askerlik başladı, Askerde ilk haftasonu, Tek er muharebe eğitimi.

Haydi başlayalım:

21 Ağustos Perşembe (10.  Gün)

Tek er muharebe eğitimi havaların sıcak olması nedeniyle ve kışlanın şartlarına alışık olmadığımız için biraz zor oldu diyebilirim.

Silahlı eğitimler başlıyor. Bugün bazı magalar silah aldılar. Biz her mangaya yetecek silah olmadığı için silah almanın sırası gelsin diye bekliyoruz. Açıkçası bazı arkadaşlar bir an önce silahlı eğitime başlamak için can atıyorlar. Zevkli olacağını düşünüyorlar.

Eğitim alanına gittik ve bizi boş bırakmak istemediklerinden, yanaşık düzen tekrarı yaptırdılar. Boş geçen ve yorucu olmayan bir gündü.

22 Ağustos Cuma (11. Gün)

Gene silah alamadık. Silahlı eğitimin zevkli olduğunu düşünen arkadaşlar var, onlar sürekli ne zaman başlayacağımızı soruyor, heyecan yapıyorlar.

Bu akşam telefon kulübelerinin dışarıdan da aranabilir olduğunu öğrendim. Hepsi değil ama. Zaten koğuş bölgelerinde grup grup telefon kulübeleri var. En başta bir tanesi dışarıdan da aranabiliyor genellikle. O telefondan arkadaşınızın cep telefonunu arayıp karşıya numarayı ilettikten sonra iş kolaylaşıyor. Artık uygun zamanda o kulübeye girip karşı tarafa “beni ara” demek yetiyor, işiniz kolaylaşıyor.

Bu uzu sürme ihtimali olan dışardan arama görüşmelerini kimsenin o bölgede olmadığı uygun zamanlarda yapmak gerekiyor. Sırada bekleyenler oluyor çünkü. Telefon kulübelerinin önünde sürekli kuyruklar olur. Uzun uzun konuşanlara kızanlar, homurdananlar oluyor. Sırada 45 dakika beklediğim günleri bilirim. Bu sıra bekleme seanslarında değişik insanlarla tanışıp hoş muhabbetler yapıyorum. Bu olayı eğlenceli hale getirmeyi başardım.

Dışarıdan aranabilen kulübeyi tespit ettikten sonra gidip kuytu bir koğuşun önünden Kemal’le görüştüm. Voip kullandık. Bir saate yakın görüşebildik. İlerleyen günlerde de tekrar voip kullanarak böyle uzun uzun konuşabileceğiz. Bu gelişme süper oldu.

Bu gece 01.00 – 03.00 nöbetçisiyim. Biz koğuş nöbeti tutuyoruz. Kalkıp giyiniyoruz. Botlarımızı ve askeri kıyafetlerimizi giyiyoruz nöbet başlarken. Ayakta olmak gerekiyor. Nöbetçi rütbeliler geziyorlarmış. Nöbette gazete okuduk bo bol. Dışardaki içecek makinasından şeftali çayı aldım ara sıra gidip. Biraz da koridorda yürüdüm. Çabuk geçti. Zor bir saat dilimine denk gelmiştim ama gene de kolay oldu. Sabah erken kalkacağımız için hemen yatıp uyudum.

23 Ağustos Cumartesi (12. Gün)

Girişte verdikleri kitapçığa bakarsanız cumartesi sabahı spor yaptıracaklardı ama geçen hafta mıntıka yaptık. Bütün çam iğnelerini elle toplattılar. İyi spor oldu. Bu cumartesi sakin başladı. Mıntıka temizliği bile yaptırmadılar. Boş bir güne daha başladık.

Öğleye doğru alay ictima’da toplanacağımız haberini aldık. Albay bizi saat tam 13.00’de yani günün en sıcak saatinde alay ictima’da topladı. Bütün alay toplandı. Kene tehlikesine dikkat çekti. Geçtiğimiz senelerde bir kaç kene ısırma vakası olmuş ama kırım kongo kanamalı ateşi dediğimiz türden bir vaka olmamış. Gene de tedbir almak istiyorlar anlaşılan. Ağaç altlarında yatmamamız konusunda bizleri uyardı. Sonra serbest kaldık tekrar.

Akşama sinemaya gitmek istiyoruz. Biletlerimizi aldık. Bu akşam Mumya 3 var. Türkçe dublajlı. Askerlik öncesi Turgay dedi ki “Hocam! Sinema lafını duydun mu hemen atlayacaksın. İctimadan kurtulursun. Gerekirse bir filme üç defa git”. Turgay’ın lafları hala kulaklarımda çınlıyor. Hemen biletlerimizi aldım. Harun’la birlikte askeri sinemada film izleyeceğiz.

Akşam 19.00’da sinemaya girdik. Büyük bir salon. Konferans salonunu gerektiğinde sinemaya dönüştürüyorlar. Karanlık bir mekan. Erken gelip önlerde oturmak gerekiyor. Arkadan çok iyi izlenmiyor. Zaten altyazılı filmlerde direkt önde olmak gerekiyor. Ama yukarıda da yazdığım gibi amaç öncelikle ictimadan kurtulmak.

Sinemadan çıkınca farkettim ki orada gerçekten askeri duyguları unutup kısa bir süre de olsa kendimi dış dünyada hissettim. Çıkınca tekrar askeri ortamda buluyorsunuz kendinizi, bir hoş oluyorsunuz.

Bir gün daha bitti.

24 Ağustos Pazar (13. Gün)

Sabah mıntıka temizliği bile olmadı. yine boş bir gün başlıyor. Vakit kaybetmeden internet cafenin yolunu tuttuk. Her seansta yarım saat oturabiliyorsunuz. Bitince tekrar kuyruğa girmeniz gerekir. Görevli çocuk bize yarım saat yerine bir saat süre verdi. Çok sevindik. Dışarıdaki dünya ile irtibat kurmak gerçekten zevkli. Blogumu askerlik başlarken hosting sorunları ile başbaşa bırakmıştım. Kapalıydı. Onu tekrar çalışır hale getirdim fakat karakter sorunları var. Sunucu değişikliği yaramadı anlaşılan. En azından çalışır hale gelmesi bile güzel. Twitter, Facebook, msn durum bilgisi gibi sosyal sitelerde durumumu güncelledim. Çağlar denk geldi msn’de. Biraz onunla konuştuk. Askerdeki bir arkadaşınız sizi msn’de yakalar ve konuşmak isterse ona bir şekilde zaman ayırın ve onunla konuşun. Çünkü çok ihtiyacı oluyor. Bunu ben yaşadım.

Saat 15.00’de sinemadaydık. Kadavra filmini izledik. HD değildi. Altyazılıydı. Filmden pek bir şey anlamadım ama gene de güzeldi sinemaya gitmek.

Akşam tekrar internet cafe kuyruğuna girdik. Bu sefer yarım saat kalabildik. Bununla birlikte üçüncü defa internet kullandım.

Pek dinlenemedim bugün ama dolu dolu bir pazar geçirdim. Sabah 05.00’de kalkacağız. Silahlı eğitim başlıyor. Erken yatmalıyım.

İyi bilirdik. Allah rahmet eylesin.

Günlük işlerimi yapmak için erken kalkıp bilgisayarımı açtım. Bir haber linki için Bizim Kocaeli Gazetesi sitesini açınca direkt karşıma aşağıdaki haber geldi, üzüldüm.

necati-1

Caminin tuvaletinde ÖLÜ BULUNDU

Derince’de esnaflık yapan, ilçede geniş bir kesim tarafından tanınan ve sevilen Necati Yayla, Fevziye Camii’ndeki tuvaletlerin önünde ölü bulundu

Derinceli esnafın talihsiz ölümü. İlçede uzun yıllardan beri esnaflık yapan 48 yaşındaki Necati Yayla, Fevziye Camii şadırvanında bulunan tuvaletlerin önünde ölü bulundu. Trabzon doğumlu olduğu öğrenilen Yayla’nın evinden sabah erken saatlerde araç muayenesi yaptırmak için çıktığı kaydedildi.

Ambulans geldi ama

07.30 sıralarında Fevziye Camii’ne gelen Yayla, şadırvanda bulunan tuvaleti kullandıktan sonra tuvaletin çıkış kapısında yere yığıldı. Çevredeki vatandaşlar, ambulans çağırdı ancak Kocaeli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yayla’nın olay yerinde hayatını kaybettiği öğrenildi. Kalp krizi nedeniyle vefat ettiği açıklanan Yayla’nın üç çocuğu bulunuyordu.

Pazarlarda esnaflık yaparak geçimini sağladığı kaydedilen Yayla, Derince Yaylaoğlu Fırını’nın sahibi Orhan Yayla’nın da kardeşiydi. Derince İbn-i Sina Mahallesi Ufuk Sokak’ta ikamet ettiği bildirilen Yayla’nın cenazesi Derince Merkez Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Derince Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Kaynak: http://www.bizimkocaeli.com.tr/?page=c_detail&c_id=17373&c_cat=37

Yaklaşık 4 yıl Körfez’de İlimtepe Mahallesi’nde ikamet ettik. O zamanlar mahalle bile değildi. Değerli ağabeyim, İlimtepe İlköğretim Okulu Müdürü Tamer Terzi’nin ısrarları sonucu taşınmıştım İlimtepe’ye.

Yıllar sonra ordan taşınırken arkada hep iyi anılar bıraktık. Çok iyi arkadaşlarımız oldu. Tamer Hoca, iyi ki ısrar etmiş de taşınmışız İlimtepeye.

İşte bu güzel anılardan bir tanesi de Necati Amca. Her cumartesi günü evimizin karşısına kurulan ilimtepe pazarına meyve sebze almak için giderdik. Bütün meyve ihtiyaçlarımızı Necati Amca’dan alırdık. Babacan tavrı çok hoşumuza giderdi. O bizim ne alacağımız bilirdi, kendisi seçer verirdi, bize layık görmediğini satmazdı zaten. “Hocam armut çok güzel bu hafta. Elma pek iyi değil onu gelecek hafta alırsın.” gibi tavsiyelerde bulunur, hangi meyveden isterse onları hazırlardı.

Eskiden alışveriş fişlerini biriktir vergi iadesi alırdık. Biz ona hiç söylemezdik ama her sene fişlerin teslim tarihi yaklaşınca “hocam fişlerin eksiktir, lazım olur” diye bir torba alışveriş fişi getirirdi.

Şairin dediği gibi:

Yoksa, kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!

Biz iyi bilirdik. Mekanı cennet olsun.

Kurban bayramınız kutlu olsun

Get the Flash Player to see this player.


Tek er muharebe eğitimi

Bu yazı dizinin daha önceki bölümleri: Nerede Kalmıştık, Askerlik Başvurusu, 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı, Askerlik İçin Götürülecekler Listesi, Kışlada ilk gün, Askerlik başladı, Askerde ilk haftasonu.

18 Ağustos Pazartesi (7. Gün)

Her pazartesi sabahı alaydaki bütün askerler ictima alanında toplanıyormuşuz. Hiç kimse atletli gelmiyormuş. Komutanlar resmi kıyafetlerini giymişler biz de haliyle ceketlerimizi giydik.

Alay Komutanımız Piyade Kıdemli Albay Mehmet Hayta, geldi. Alayı selamladı. “Beni rahatta dinleyin” dedi ve bir konuşma yaptı. “Beni rahatta dinleyin” ifadesi, “rahat olun, oturabilirsiniz” gibi bir anlama gelmiyor. Gene ayaktayız, esas duruştayız, sadece ellerimiz arkada kelepçeleniyor. Yani bu da bir askeri komut.

Albay konuşmasına başlarken bir arkadaşımız sıcaktan bayıldı. O sıcakta asfaltın üzerinde ceketlerimizle, kalın pantolon ve ayağımızda botlarımızla dakikalardır ayaktayız.

Herhalde bu olay yüzünden Albay konuşmasını kısa kesti. “Kahvaltılarınıza dikkat edin, eğitim sırasında gölgelerden yararlanın, kene olayına karşı dikkatli olun, ağaç altlarında yatıp uyumayın” dedi. Bizim askerlik yaptığımız ağustos ayı kırım kongo kanamalı ateşi vakalarının sık görüldüğü bir ay. Geçen sene Burdur’daki acemi askerlerden bir iki tanesi kene ısırmasına maruz kalmış ama kırım kongo kanamalı ateşi tehlikesi olmamış. Isıran keneler normal kenelermiş. Ama yine de rütbeliler tedirgindi bu konuda.

Albayın konuşması sırasında bize en zor gelen şey, kendimizi 18 gün diye şartlandırdığımız askerliğimizin 21 sürecek olmasıydı. Albay, “21 günlük askerliğinizin sonunda, 31 Ağustos’ta yemin edip buradan gideceksiniz.” deyince üstümüzden kaynar sular dökülmüş gibi olduk. Omuzlarımız şöktü, moralimiz bozuldu. Bu hafta boyunca muhtemelen molalarda, koğuştaki istirahat zamanlarında hep bu 29 – 31 muhabbeti dönecek.

Albay bu haft 2.5 gün boyunca çeşitli konferanslar olacağını söyledi. Alayda bir kaç tane konferans salonu varmış. Bizi sıramız geldiğinde salona alacaklar, konferansları dinleyecekmişiz. Sıcakta eğitim yapmaktansa konferans dinlemek daha eğlenceli olur diye düşünüyorum.

Öğleye kadar bizi tek er muharebe eğitimi alanına götürdüler ve eğitim yaptık. Çok sıcaktı ve zor geçti. Allahtan öğleden sonra konferans oldu. İlk konferansı bir yüzbaşı verdi. Çok resmi bir dille konuşuyordu ve sıkıcıydı. Belki de salonun o çok sıcak olmasından kaynaklanıyordu sıkıcı olması biraz da. Zaten biz konferansı direkt izlemedik. Diğer salondan bize görüntü aktarımı yaptılar, perdeden izledik. Ama dinlendik, çok iyi geldi. Sonra 2. konferans da yapıldı akabinde. Hitabeti güzel bir binbaşı konuşmuş. Biz Mustafa Cennet’le birlikte o konferans sırasında soğuk su bulup içmek ve biraz serinlemek için dışarı çıktık. Katılmadık. Katılan arkadaşlar beğenmişler.

19 Ağustos Salı (8. Gün)

Sabah tek er muharebe eğitimi alanındaydık. Antalya’daki Tugay’da görev değişikliği olmuş. Tuğgeneral Zafer Çelikin atanmış. Yeni atanması münasebetiyle alayımıza da ziyarette bulunacakmış. O yüzden eğitim biraz sıkı geçti. Sıcakta çok bekledik. General bizim bölüğe uğramadı. Başka bölüklere uğramış. Bu yüzden biz biraz şanslıydık. Öğle saatlerinde de muhtemelen alayımızdan ayrıldı.

Öğleden sonra gene 2 tane konferans oldu. Dün konuşan yüzbaşı ve binbaşı gene sırayla konferans verdiler. Bu sefer salon değişikti ve her ikisini de görerek dinledik. Gene binbaşının konferansını daha çok beğendik ama bu sefer yüzbaşının konuşması da o kadar sıkıcı gelmedi.

20 Ağustos Çarşamba (9. Gün)

Sabah gene tek er muharebe eğitimine devam ettik. Öğleye doğru konferan sıramız geldi, gene binbaşıyı dinledik. Son konferansmış. Bizimle vedalaştı. Konferanstan sonra öğle yemeğine geçtik. Açıkçası konferansların bittiğine üzüldük. Çokrahatlatıyordu bizi. Eğitimden sonra mola gibi geliyordu.

Öğleden sonra da tek er muhabere eğitimine devam ettik. Banyo sıramız gelmiş. 30 dakikada gidip banyo yapıp döndük. Eğitime devam ettik.

Bugün tek er muharebe eğitimini tamamladık. Tek er muharebe eğitiminde tek bir askerin birey olarak yön tayini, düşmanın gözünden ve ateşinden saklanma, nişan alma, düşman ateşi altında ilerleme tedbirleri, yatma, sürünme, mesafe tahmini gibi konuları içeriyor.

Askerde ilk haftasonu

Haftasonları 1 saat kadar da olsa geç kalkıyoruz. İctimalar haftasonu bile olsa devam ediyor. Zaten yemeklere bile sırayla, manga halinde girmeye alıştık. 06.30’da kalktık. 07.30’da ictima alanında toplandık. 08.00’de kahvaltıya geçtik.

İlk günlerde ne yeyip içtiğimizi bile bir kenara yazıyordum. Bir kaç gün daha yazdıktan sonra vazgeçeceğim bu işten. Her gün aşağı yukarı aynı şeyleri yeyip içiyoruz. Mesela çorbaların rengi ve adı değişmesine rağmen tadı hiç değişmiyor. Sanki hepsi aynı çorba.

Kahvaltı Menüsü

Örnek olması açısındandan bugünkü kahvaltı menüsünü yazayım: Haşlanmış yumurta, ETİ top kek, fındık ezmesi, 2 dilim salatalık, 1 adet dilimlenmemiş bütün domates, 1 bardak çay.

Çaylar burda demir bardakta veriliyor. Kazandan sürahi ile dolduruyorlar. Çay kazanının başında elinde sürahi ile bekleyen 2 kişiden birine yaklaşıyorsunuz, bardağınıza çay dolduruyor. Garip bir tadı var, kazan çayının. Sıcak olduğu için ve demir bardakta çay içtiğiniz için biraz eliniz ve ağzınız yanıyor ama alışıyorsunuz. Her masaya oturacak insan adedince (12 kişi) ikişer adet küp şeker bırakıyorlar. Bu demek oluyor ki sadece 1 bardak çay içebilirsiniz. Eğer erken gelen uyanıklar masalardan şekerleri yürütmüşlerse (askerde çalmak yoktur, sadece eşyanın yeri değişir :) ) belki bir bradak da içemeyebilirsiniz. Bazen şeker kutusunu tezgahın üzeirnde unuttukları oluyor dağıtırken. O zaman gidip ordan şeker alırsanız bir kaç bardak çay içebilirsiniz.

Cumartesi sabahları, sabah sporu oluyormuş.09.00’da ictima alanında toplandık. Spor yaptırmak yerine mıntıka temizliği yaptırmaya karar verdiler ictimadan sonra. Bizi takım halinde (3.Takım olduğumuzu daha önceki yazılarda belirtmiştim.) eğitim alanına götürdüler. Oradaki çam ağaçlarının altını temizlememizi istediler. Çam ağaçlarının kuruyup dökülen iğne yapraklarını tabiri caizse tek tek toplayıp süpürdük. Sonra el arabası ile bir yere biriktirdik ki traktör gelip alsın. Yaptığımız temizliğin amacını da izah ettiler, yangın çıkmasını önlemek içinmiş.

Temizlikten sonra öğle yemeğine geldik saat 12.30’da. Yemeğe biraz geç geldiğimiz için bize yemek kalmamış, sadece şehriye çorbası ve makarna yiyebildik.

Yemekler hep kötü çıkıyor

Yemekten sonra serbest bıraktılar. 16.30’a kadar ictima alanının üst tarafındaki, caminin yanındaki kamelyalarda 3.5 saat kesintisiz uyudum. 16.30’da tekrar ictima olduk. Tören yürüyüşü provası tarzında bir yürüyüş yaptırdılar. Akşam yemeğine kadar gene serbest bıraktılar. Akşam yemeği çok kötüydü, çöpe döktük, yiyemedik.

Yemekten sonra ictima alanındaki tirübünlerde oturup bandonun çalışmasını izledik. Bando müziği de olsa ilk defa müzik dinleyince biraz garip olduk. Herhalde dışarıdaki dünyayı hatırladığımızdan olacak, hüzünlendik.

Bugün akşam berat kandili. Camiye gittik.

22.45 – 23.00 arası banyo yapma fırsatı bulabildim, hem de sıcak su vardı. O kadar gün sonra ilk defa sıcak suyla banyo yapabildim.

Tatil günü olmasına rağmen pek dinlenme fırsatı vermediler. Zaten sırtımızda bu kamuflaj, ayağımızda bu botlar olduğu müddetçe dinlenmenin pek anlamı olmuyor. Saat 23.00 gibi uyudum.

Pazar daha rahat oluyor

Pazar sabahı 07.00’de kaldırdılar. Kahvaltıdan sonra serbest bıraktılar. Yemekhanenin yanındaki kantinde oturup öğleye kadar muhabbet ettik. Arkadaşlar genelde öğretmenliklerinin ilk yıllarında olduğu için muhabbetler hep tayin, eş durum, nişan, söz, mecburi hizmet üzerine oluyor.

Öğle yemeğinden sonra caminin alt tarafındaki duvarın üzerinde yatıp uyuduk. Orası hem ağaçlardan dolayı gölge oluyor hem de tepe üstü olduğu için serin oluyor. Kamelyada yer bulabilirsek bankların üzerinde uyuma şansımız da oluyor ama bugün geç geldiğimiz için yer bulamadık, mecburen duvarın üzerinde oturmak ya da yatmak durumundayız.

13.45’te resim çektirdik. Harun Tuğrul, Mustafa Cennet, Emre Durak ve ben. Mustafa ve Emre Muş’te görev yapıyorlar. Harun da asker öğretmen olarak Muş’a atanınca Muş’ta çalışanlarla daha fazla arkadaşlık etmeye başladı.

askerlik-2

Resimdekiler: (soldan sağa) Emre Durak (Elazğı), Mustafa Cennet (Hatay), Yunus Özen (Antalya), Harun Tuğrul (Mersin)

Akşama kadar aynı yerde kaldık. Biraz oturup muhabbet ettik, biraz uyuduk. Bu şekilde vaktimizi geçirdik.

Boş ve rahat bir gün oldu.  

Askerlik başladı

13 Ağustos Çarşamba (2.Gün)

Asker olarak geçireceğimiz ilk tam günün sabahı 05.30 da kaldırdılar. “Koğuş kalk” diye bir ses duyunca sanki aylardır aynı şekilde kalkıyormuşum gibi ani bir refleksle yerimden fırladım. Dolabımdan traş malzemelerimi aldım, tıraş oldum ve yatağımı topladım. Yataklarımızda yaz olduğu için sadece pike vardı. Ama pikeyi de ilginç bir yöntemle katlamak gerekiyor. O şekilde katlayıp yerine koydum. Giyinip bahçeye çıktım.

Daha önce Burdur’da asker öğretmenlik yapmış arkadaşlarımdan edindiğim bilgiye göre sabah 15 dakika bile erken kalkmak çok işe yarıyormuş. Tuvalet sırası, tıraş için lavabo sırası gibi sıraları bekleme problemi olmazmış. Gerçi ilk gün çok erken kalkamadım ama “Koğuş kalk” sesini duyar duymaz tıraşa gittiğim için vakit kazandım. Bundan sonraki günlerde 15-20 dakika daha erken kalkmayı düşünüyorum. Hatta yarım saat erken kalkarsam duş alma şansım bile olabilirmiş. Yani burada anahtar kelime “erken kalkmak”.

Yatak toplama ve pikenin o ilginç katlama yöntemi konusunda da daha önceden bilgi sahibi olduğumdan hiç zorluk çekmedim.

Bizim koğuşların ön tarafındaki futbol sahası benzeri tirübünleri olan büyükçe asfalt meydanda toplanmamızı istediler. Bütün bir tabur aynı alanda toplanıyormuşuz. Herkesi tek tek sayıp yoklama alıyorlarmış. Bu toplanma ve sayılma işleminin adı “ictima”  imiş. Bir askeri terimle daha böylece tanışmış olduk: ictima. Eski Türkçe’de kullanılan ictima toplanma anlamına geliyor zaten.

Sabah bizim için eğitim ya da başka bir iş olmadı. Zaten henüz sivil kıyafetlerimizi giyiyorduk. Sıramız gelince bizi de önce ölçü almaya götürdüler sonra da yine sırayla kıyafetlerimizi aldık. Giyeceğimiz kıyafetlere kamuflaj adı veriliyor. Bundan sonraki yazılarda bu terimi kullanmayı tercih edeceğim.

Beden ölçüsü almak için yine büyük kantinin yakınlarında bir yerlerde olan ölçü alma bölgesine götürdüler. Beden ölçüsünü göğüs bölgesinden ölçüyorlar ve çıkan rakamın yarısını not alıyorlar. Benim ölçüm de 51 çıktı.  Bu ölçüye göre pantolon, ceket ve diğer eşyalarımızı verecekler. Pantolon ölçüsünün göğüs bölgesine bakarak belirlendiği ilginç bir deneyim oldu.

Bot numarası belirlenecek yere gittik. Her numara botlardan birer tane (sanırım sadece sağ ayak için olan) olmak üzere bir tahtanın üzerine yapıştırmışlar. Siz ayağınızı bu botlara sokup numaranızı belirliyorsunuz. Daha önce askerlik yapmış arkadaşlar 1 numara büyüğünü alırsam iyi olacağını söylemişlerdi. Ben de ayağımı denedim. 44 numara tam oturdu ama 45 numara biraz daha büyük ve rahat geldi. 45 numarayı seçtim.

Ölçü alma işlemi bu şekilde oldu. Şimdi sırasıyla kamuflaj almaya gidiyoruz.

Büyükçe bir hangarın içinde eşyaların dizili olduğu yere girdik. Ölçülerimizi söyledik. 1 adet Diş macunu, 1 adet diş fırçası, 1 adet ceket, 1 adet pantolon, 2 adet iç çamaşırı, 2 adet fanila ve 1 adet kep (şapka) olmak üzere istihkakımızı aldık.

Herhalde farklı zamanlarda ihale yapıldığından botların markası muhtelif idi. O yüzden de ayak ölçüsü tutmayanlar olduğunu gördük. Aldığımız kamuflajı giydik. Botlarımızı giymek için bahçeye çıktık. Botları bağlamak ayrı bir maharet istiyor. Alt tarafı 3 sıra düz, üst kısımları çarpraz olacak şekilde bağladık. Kendi başıma bağlayamadığımı, çavuştan yardım istediğimi itiraf etmekte bir mahzur görmüyorum.

Bize verilen malzemelere de istihkak deniyormuş. Herhalde bizim kendi hakkımız olan eşyaları kastediyorlar.

Kamuflajı giydikten sonra herkeste ani bir şaşkınlık oldu. Çünkü az önce baktığımızda herkesi farkedebilirken artık herkes yemyeşil olmuştu. Birisini arıyorsanız ismini yüksek sesle bağırıyorsunuz. Önünüzdeki yeşilliklerden biri kafasını kaldırıp cevap veriyor. Öyle buluyorsunuz. Zamanla alışacağımızı düşünüyorum. Bir de nedense bizim kıyafetlerimiz Çin askerleri gibi yemyeşildi. Halbuki acemi asker öğretmenler haricindeki diğer askerler klasik alacalı yeşil asker kıyafeti giyiyorlar. Bu kıyafetle nereye gtisek acemi asker olduğumuz bilecekler alayın içinde.

Bu gün başka bir iş olmadı, rahat geçti.

Tıraş malzemelerimiz, bir kaç zaruri eşya, havlularımız, iç çamaşırlarımız haricinde kalan sivil kıyafetlerimizi valizlerimize geri koyduk ve yine sırayla depoya teslim ettik. Askeri hayat yavaş yavaş başlıyor. Koğuşlarımız belli olduğundan akşam yatağımızı bulup erken yattık. Çavuşun söylediğine göre yarın eğitim olmaz, bölük kaydımız yapılırmış. O yüzden rahattık.

Akşam yatarken evden getirdiğim kilitlerden bir tanesi ile botlarımı birbirine kilitledim. Birisini de Mustafa Cennet’e verdim. Diğerini valiz kilitlemek için getirmiştim ama gerek görmedim. Belki kilitlesem de iyi olurdu. Neyse, kilitlemeden depoya teslim ettim bile.

Yatmadan önce künyelerimizi de verdiler. İsim yazdırmak zaruri değilmiş, boş takabilirmişiz. Ama isteyen gidip büyük kantinde parasını verip yazdırabilirmiş. Künye, üzerine isim, hangi tabur ve bölükte bulunduğumuz, kan grubumuz, dinimiz gibi bir kaç bilginin yazıldığı boyna zincirle kolye gibi asılan anahtarlık büyüklüğünde 2 yassı metal levha. Boynumuzda sürekli takılı kalması gerekiyormuş.

 

14 Ağustos Perşembe (3. Gün)

Artık askeri yaşam rutinleşmeye başladı. Kalkış saati, ictima, kahvaltı gibi aşamaları yadırgamadan sırasıyla geçtik. Botlarımızı giydik. İstihkak dağıtımı sırasında verilen ceketi sadece alay ictimalarında ve yemin töreninde giyecekmişiz. Sair zamanlarda kollu, yeşil atletlerimizle dolaşacağız.

Kahvaltıdan sonra hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Eğitime gidiyoruz. Bölük kaydımız daha sonra sıramız geldiğinde yapılacak.

Uygun adım yürüyerek eğitim alanına vardık. Eğitim alanı, etrafta çeşitli bilgi levhalarının dikili olduğu bir arazi. Hava çok sıcak. Öğleye kadar sağa dön, sola dön, geriye dön, selam dur, ileri bak, tekmil ver gibi eğitimler yaptık. Belirli aralıklarla mola veriliyor. Eğitimi yöneten komutan uzaktan düdük çalıyor. Eğitim yapan bütün mangalar ayakta değilseler ayağa kalkıp hazırol vaziyetinde (esas duruş) düdüğe doğru dönüyorlar. Komutan “10 Dakika istirahat et!” diye bağırınca hep beraber “Sağol!” diye karşılık veriyoruz. Süre çok az olduğu için soğuk bir su içebilmek umuduyla eğitim alanındaki kantine doğru koşuyoruz. Tekrar düdük çaldığında eğitim yaptığımız gölgelik alanda yerimizi alıyoruz. İkinci, üçüncü moladan sonra sosyal yaşamın vazgeçilmezlerinde toplu hareket edebilmeyi öğrendik. Birisine toplu para verip su almaya gönderiyoruz. Herkes sıra beklemek zorunda kalmıyor. Kantinde Uludağ Kola, Uludağ Portakal, Uludağ meyve suyu, bazen dondurma, bazen tatlı satılıyor suyun haricinde. Vakit kalırsa ve sıra gelirse onlardan da alabiliyoruz. Eğer çok sona kalmışsak soğuk su kalmıyor, ılık su içmek zorunda kalabiliyoruz. İlk sıralarda olabilmek önemli.

Uygun adım yürüyüşle öğle yemeğine gidip geldik. Sıcakta öğle ictiması ve uygun adım yürüyüş ilk defa olduğu için herhalde çok zor oldu. Sabah kalktığımızda eğitim yapacağımız konusunda bilgim olmadığı için güneş kremi gibi koruyucu önlemler almamıştım. Hatta bilseydim, verdikleri boyun kısmı açık atlet yerine evden getirdiğim boyunlu bisiklet yaka atletlerimden birini giyerdim. Künyenin zincirinin boynuma değdiği yerler bir çizgi halinde kıpkırmızı oldu, güneşte yandık.

Öğleden sonra tekrarlarla geçti. Manga komutanımız Fatih Arı, bizim yürüyüş ve diğer hareketleri kolay kavradığımızı söyledi. O yüzden öğleden sonra sıkmadı, rahat geçti. Yaşanan en can sıkıcı şey havanın bayıltacak derecede sıcak olmasıydı. Yoksa eğitim oldukça eğlenceliydi.

Akşam duş almak istedim ama uzun bir kuyruk vardı. Sonra Harun Tuğrul gelip sıranın dağıldığımı söyledi. Su sıcak olmayınca herkes dağılmış. Ben de rahat rahat soğuk su ile duş aldım. Biraz zor oluyor ama alışınca soğuk su ile duş alınabiliyor.

Vücudumun yanan yerlerine çabuk yenilensin dye cilt kremi sürdüm. Giydiğim atleti çıkarıp evden getirdiğim boyunlu atleti giydim. Erken kalkacağımız için oyalanmadan yattık.

Eğitimin başladığı ilk gün böyle geçti.

15 Ağustos Cuma (4.Gün)

Sabah yine eğitime gittik. Manga Komutanımız Fatih Arı’ya (Bundan sonraki yazılarda kısaca Fatih Çavuş diye yazacağım) başka bir manga da geçici olarak ilgilenmesi için verildiği için bizi kendi halimize bıraktı. “Manga! Emir komuta bende” oynadık. Gördüğümüz dersi tekrar ettik. Komutan birisine “Emir komuta sende!” diye görevi bırakınca o da duruma göre manga ya da takıma “Manga! Emir komuta bende!”, “Takım! Emir komuta bende!” der ve artık görevi o devralmış olur. Biz de kendi aramızda böyle yaptık. Herkes belli bir süre emir komutayı devralıp mangaya eğitim yaptırdı. Oldukça keyifli geçti.

Her manganın hafta içi 2 defa gündüz vakti zorunlu banyo saati var. Buna saat demek doğru değil, 15 dakika süre veriyorlar. Saat 10.45’te de bizim mangamıza sıra geldi. Banyoya gittik. Sıcak su yokmuş, gene soğuk su ile duş almak zorunda kaldık. Öğleye kadar koğuş bölgesinde kaldık, eğitim alanına dönmedik. Aslında eğitim alanından banyoya gitmek, banyo yapmak ve dönmek toplam 30 dakika sürmeliymiş.

Yemekten sonra bölük kaydımız yapılacakmış. O yüzden emekli sicil numaramız lazım oldu. Telefonla kimseye ulaşamadım. Öğle arasında internet cafeye gidip ilsis.meb.gov.tr adresindeki bilgilerimden öğrenmeye karar verdim. 12.30 da öğle yemeği oldu. Yemekte döner vardı. Yemeğe Alay Komutanımız Piyade Kıdemli Albay Mehmet Hayta gelmiş. Biz (Harun, Mustafa, Ben) yemeğe girmedik. İnternet cafeye gittik. Kapısında “bilgi ve iletişim merkezi” yazan klimalı, yaklaşık 60 tane bilgisayar bulunan güzel bir yer. 25 YKr verdikten sonra 30 dakika yararlanabiliyorsunuz. Daha sonra tekrar sıraya girmeniz gerekiyor. Emekli sicil numaraı öğrendikten sonra, twitter, facebook,msn gibi servislerdeki durum bilgilerimi güncelledim. Askerlik görevi öncesi sunucu değişikliği sırasında yaptığım değişiklikler sonucu yayına aldığım ama sonra problem çıkan blogumu aktifleştirmeye çalıştım. Türkçe karakter sorunu oldu. Ama en azından yayına başladı. İşimiz bitince kendi tabur bölgemize döndük. Kısa süreliğine de olsa internetten yararlanabildiğimiz için oldukça mutlu olduk.

İnternet Cafeye kadar gelmişken büyük kantine de uğradık. Harun; bot fırçası, kirli çamaşır torbası, temiz çamaşır torbası, tuvalet kağıdı, tırnak makası, el havlusu, banyo havlusu, iç çamaşırı ve ıslak mendil aldı. Kontör kartı satın alacaklardı ama kalmamış. Ben kontör kartı kullanmıyorum, kredi kartımla konuşuyorum.

Bu arada telefonlardan da bahsedeyim. Koğuş bölgelerinde ve başka muhtelif bölgelerde bol miktarda ankesörlü telefon var. İster kredi kartınızla, ister diğer kontör kartlarınızla boş zamanlarınızda telefon görüşmesi yapabiliyorsunuz.

Öğle ictimasından sonra Takım Komutanımız Piyade Astsubay Kıdemli Üstçavuş Sadettin Çevik bizleri emniyet ve kaza eğitimi için kurulan alandaki levhaları okuyup bilgi vermek üzre bizi ilgili alana götürdü. Kızgın kumların üzerinde ve öğle sıcağında güneşte bekliyoruz. Komutan levhalardaki yazıları bizlere okuyor. Çok kötü bir durum. Başımıza güneş geçecek, bayılacağız diye düşünmeye başladık. Bu esnada, mucizevi bir gelişme oldu. Bölük kaydı için sıramız gelmiş. Bizi götürdüler, bu işkenceden kurtulduk.

Bölük kaydı için sıra vardı. Sıramız gelip de kayıt yaptırana kadar akşam oldu. Eğitimden kurtulmuş olduk.

Bölük kaydı yaptırmadan önce resim çekildi. Şu anda yazıyorum ama resim çekilme işleminin hangi gün olduğu konusunda tam emin değilim. Kesin öğrendikten sonra bu yazıyı güncellerim. Resim çekilme işlemi manga manga yapılıyor. Resim çekilirken ceketli olmak gerekiyor. Koğuşlardan ceketlerimizi alıp giydik. Resim çekilmek için bir levhanın arka tarafına geçiyorsunuz. Sadece üst bölgeniz görülüyor. Alt tarafınızı levha kapatıyor. Zaten vesikalık çekecekleri için problem olmuyor. Levhnaın üzerinde karton kağıtlarla manga numaranız yazıyor (Benimki 3410 idi). Resimde manga numaranız da çıkıyor, kullanırken o bölümü kesiyorlar. herhalde karıştırmamak için böyle bir pratik yöntem geliştirmişler. Reismler için sanırım adam başı 2.5 YTL para topladılar. 15-20 tane resim çıkacakmış. Kullanılmayan, artan resimleri askerlik bitiminde bize iade edeceklermiş.

Vesikalık resim çekilme işlemi bittikten sonra da Fatih Çavuşla birlikte manga halinde toplu resim çektirdik. Toplu resim çekilmeden önce ceketlerimiz çıkardık. Ceketsiz çektirdik. Zaten hava sıcak olduğundan ceketle bunalıyorsunuz orda.

askerlik-1

Resimdekiler:

(arka sırada ayaktakiler, soldan sağa): Şahin AKINCI, Hasan ŞEN, Enes AYDIN, Kayhan BACAKOĞLU, Mehmet OKTAR, Hasan ÇAKIR, Alper GÜNER, Süleyman BAYKAL, Mustafa CENNET, Yunus ÖZEN, Erdem ARSLAN, Evren EĞİLMEZ, Mehmet GÜNAY

(ortada eğilenler, soldan sağa): Emre DURAK, Metin TEKİN, Harun TUĞRUL, Ceyhan SALMAN, Hikmet KILIÇKAN, Osman GÜNGÖR, Fatih ARI (Çavuş), Kadir ÖZTÜRK, Selim ÇAKIR, Durmuş BATIK, Cüneyt KARACA, Erkan DEVECİ, Hanifi POLAT

(ön sıradakiler, soldan sağa): Mustafa YİĞİT, Hüseyin KARADUMAN, Mustafa ALTUNTAŞ, Kamil SÖĞÜT, Hasan SEVİMLİ, Gökhan BUDAK, Levent MIHÇI, İlker BEKMEZ, Nedim ÇOBAN, Cihan ŞİMŞEK, Erdem IŞILDAK, Erkan DEMİR, Şenel MUSLU.

Resimdeki sıra bizim manga sıramız. Sırayı bozan en sondaki Erkan Demir. Şenel Muslu ile yer değiştirmiş resim çekilirken. Erkan zaten eğitimden de kaçardı, biz ona “Arazi Mafyası” derdik. Askerde bir şeyden kaçmaya “arazi olmak” denir.

Kışlada resim çektirmek için bir fotoğrafçı var ve sürekli ortalıkta dolanıyor. İsteyen istediği zaman resim çektirebiliyor. Resimleri dijital olarak alamıyorsunuz, kağıda basıp veriyorlar ve tek çektirseniz bile 2 adet basılıyor. Hatırladığım kadarıyla resim için de 2.5 YTL veriyorsunuz ama toplu resimlerde adam başı 1.25 YTL olması gerekiyor. Bu bilgileri hatırlayabildiğim kadarıyla yazdım. Yaklaşık olarak doğru ama tam emin değilim.

Akşam yemeği sırasında asker öğretmen olarak gideceğimiz il belli olmuş diye bir söylenti yayıldı. Önce inanmak istemedim. Çünkü geçen yıllarda 20 Ağustos’tan önce açıklanmamıştı. Yemekten sonra gidip tetkik ettik. Gerçekten açıklanmış. Harun, Mustafa’nın görev yaptığı ile yani Muş’a gidiyor. Zaten bir iki gündür sürekli Muş üzerine şakalar yapıyordu.

Benim görev yerim G.Antep çıktı. Bölgeyi tanıyanlar çok şanslı olduğumu söylediler. Tebrik ettiler.

Bizim mangada Muş’ta çalışan çok arkadaş vardı. Yeni çıkanlarla birlikte bir hayli Muş’ta çalışan oldu.

Akşama eve ve arkadaşlarıma telefon edip görev yerimi haber verdim.

Hafta sonları pek eğitim olmazmış, rahat geçermiş. O yüzden ilk haftayı bitirdiğimizi düşünüyorum. Gün geçtikçe askerliğe biraz daha alışıyoruz, kendimize eğlenecek bir şeyler, bir takım meşgaleler buluyoruz. Herşeye rağmen hayat devam ediyor.

Kışlada ilk gün

Bu yazı dizinin daha önceki bölümleri: Nerede Kalmıştık, Askerlik Başvurusu, 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı, Askerlik İçin Götürülecekler Listesi

Burdur, daha önceden de defalarca içinden geçtiğim, hatta 1 günlük de öğrencilik geçmişim olan klasik bir Anadolu şehri. Zaten görebildiğim kadarıyla Anadolu’da bütün şehirler hemen hemen birbirinin aynısıdır.

Sabah otobüsten indikten sonra Burdur’daki arkadaşlarımla buluşup gezdik. Gezilecek çok yer olmadığı için önce çarşıya çıkıp biraz dolaştık. Daha sonra arkadaşlar bizi Susamlık Tepesi’ne çıkardılar. Burdur’u kuşbakışı görüp askerliği geçireceğimiz bölgeyi inceledik.

Askerlik için gelenlerden tanışıp kaynaşabildiklerimizle 8 kişilik bir grup haline gelmişiz bile. Kışlaya beraber girmeye karar verdik. Akşam saat 16.30 gibi kışlanın kapısındaydık. Aynı gün içerisinde binlerce kişi giriş yapmaya çalıştığı için haliyle çok uzun bir kuyruk vardı kapıda. Kalabalığın arasına karışıp sıramızın gelmesini beklemeye başladık. Arka arkaya girenler aynı gruba düşer diye bir bilgi almıştık. Biribirimizi kaybetmeden arka arkaya durmaya çalıştık. 38 kişilik gruplara ayırıyorlardı. Bizim 2 önümüzde bir grup bitti ve biz 2 kişi diğer gruba kaldık. Arkadaşlarımızın bir kısmını kaybetmiş olduk. Dışarıda tanıştığımız arkadaşlardan Karaman’da görev yapan, Mersin – Anamur’lu Harun Tuğrul ile birlikte aynı gruba düşmüş olduk.

Bizi gruplar halinde içeri aldılar. Bu esnada grubumuzu da öğrendik. 2.Tabur, 1. Bölük 3.Takım, 4.Manga. Bu terimlerin anlamlarını az buçuk biliyorum ama içeride herhalde detaylı bir biçimde öğreneceğiz.

Bizi bahçede, sandalyelerin dizili olduğu bir yere götürdüler. Eşyalarımızı kontrol ettiler. Yasak olan bir şey getirip getirmediğimize baktılar. Telefonlarımızı teslim ettik. 2 nüsha, senet diye tabir ettikleri bir belge düzenlediler. Bir nüshasını bize verip kaybetmememiz hususunda tembih ettiler.Çıkarken telefonlarımızı bu senetle teslim alacağız. Çantamızda bulunan ilaçları kontrol ettiler. Fazla olanları aldılar. Çıkışta ya da içerideyken ihtiyaç olduğunda ilaçlarımızın kalanını geri alabilelim diye de bir belge verdiler.

Bu işlemler sırasında askeri bir kaç terim de öğrendik. Mesela en küçük asker topluluğuna manga diyorlar. Biz 38 kişiyiz. O yüzden bir mangayız. Bu sayı sabit değil anladığım kadarıyla. Geçen sene mangaları daha küçük gruplardan oluşturmuşlar. Mangaların bir araya gelmesiyle takımlar oluşuyor. Bizim takım da herhalde 5 mangadan oluşacak. Mangada olduğu gibi takımda da sayı değişken olabiliyor. Mesela 4 mangadan bir takım oluşturmak isterlerse bütün takımlar 4 mangadan oluşuyor. Takımların bir araya gelmesiyle de bölükler oluşuyor. Bölüklerin bir araya gelmesinden taburlar oluşuyor. Taburların tamamı da bir alayı oluşturuyor. alaylar da tugayları oluşturuyor. Daha ilerisini bilmiyorum. Bizim askerlik yaptığımız Burdur’daki askeri birimin ismi 58. Piyade Alayı. Antalya’da bulunan tugaya bağlı olarak çalışıyor. Antalyadaki tugaya bağlı bizim gibi baika alaylar da vardır herhalde. Bizim 2.Tabur, 1. Bölük 3.Takım, 4.Manga olmaız bu açıklamalar ışığında anlamlı bir bilgiye dönüştü.

Her manganın başında o mangaya eğitim yaptırması için görevlendirilmiş çavuşlar var. Manga komutanı da deniyor kendilerine. Manga komutanımızın yani çavuşumuzun da adının Fatih ARI olduğunu öğrendik. Bende bıraktığı ilk intiba olumlu oldu.

Eğitimler manga düzeyinde yapılacak, bazen de takımdaki diğer mangalarla birlikte takım düzeyinde eğitimler olacakmış. Takımdaki diğer mangalardan kolay ayırd edilebilelim ve takımımızın numarası da bilinsin diye bize 3. takım 4. manga anlamında 3400 diye hitap etmeye başladılar. Aynı bölüğün içinde 3400 mangasındanım dediğinizde sizin hakkınızda karşınızdaki genel bir bilgi edinmiş olacak.

Manga komutanımız bizleri boy sırasına dizdi. Boyunun ne kadar olduğunu bilmeyenler 1.80 dediler. Ben de öyle dedim. Belki küsuratı vardır ama bilmiyorum işte. Sıralarımız oluştu. İlk sıradaki arkadaşımız 3401, daha sonra 3402, 3403, …, 3438 diye numaralarımız verildi. Benim numaram 3410. Sırada 10. kişiyim.

Askerlikte badi diye bir kavram var. İnsanları karşılıklı olarak birbirinden sorumlu olan çiftli gruplara ayırdılar. Bu iki kişi birbirinin badisi oldu. 1. kişi 2. kişi ile, 3. kişi 4. kişi ile badi oluyor. Ben de 3409 numaralı Muş merkezde sınıf öğretmeni olarak görev yapan Mustafa Cennet ile badi oldum. Birbirimizden sorumluyuz.

Bu işlemler bittiğinde bir kaç saat geçmişti. Sırayla yemeğe gittik. yemekhanede ilk yemeğimi de böylece yedim. Yemeği pek sevmedik. O yüzden biraz da canımız sıkıldı. Ortam çok yabancı olduğundan genelde en küçük bir olumsuzluk çok fazla canımızı sıkıyordu. Garip bir duygu, yaşamak lazım.

Bazı teknik terimleri bu ve daha önceki yazılarda anlattığım için artık cümle içinde de kullanacağım. Kullandığım terimlerde anlaşılmayanlar için bu yazı dizisinin daha önceki bölimlerine başvurabilirsiniz.

Askerliğin ilginç yanlarından biri de ilk gün yapılan aşı. Mangalar halinde sırayla aşı olmaya gidiyoruz. Bizim mangamıza da yemekten sonra yaklaşık 1 saat kadar kuyrukta bekledikten sonra aşı sırası geldi. Ben genelde iğneden korktuğum için böyle durumları hiç sevmiyorum. Sırada beklerken önümüzden kollarını tutarak geçen, hatta kolunda kan gördüğümüz arkadaşlar oldu. Bu da haliyle işin tuzu biberi. 2 grup halinde ilerliyoruz. Birinci grupta 2 tane hemşire, 2 grupta 2 tane asker (muhtemelen sivilde doktor ya da benzeri sağlık görevlisi olanlardan) var. 2 kişi oturuyor. Ortada boş bir sandalye var. siz gidip ortadaki sandalyeye oturuyorsunuz. Sağ ve sol kolunuza aynı anda 2 tane aşı oluyorsunuz. Sonra kalkıyorsunuz, sonraki geliyor. Böyle ilginç bir şey işte.

Sıram geldiğinde çekine çekine hemşirelerin önüne oturdum. Biz aşı olurken onlar kendi aralarında sohbet ediyorlar. Belki de bakmıyorlar bile iğnenin battığı yere. Kimbilir sabahtan beri kaç bin kişiye aşı yaptılar. Aşılar acıtmadı, korktuğum gibi olmadı. Sabahtan aşı olanların söylediğine göre sol kolumuz yaklaşık 6-8 saat sonra acımaya başlıyormuş.

Aşıdan sonra yaklaşık saat 22.00 olmuştu. Yine manga halinde eşyalarımızı bıraktığımız koğuşa geldik. Bize özel bir yatakhane tahsis edilmemiş. Takımda sadece bizim mangayı 3 koğuşa dağıttılar. Bur arada, parantez içinde belirteyim, yataklarımızın ve elbise dolaplarımızın olduğu yere koğuş deniyor. Koğuşların bulunduğu binanın etrafına da koğuşlar bölgesi.İlk 14 kişiyi 2. kattaki bir koğuşa verdiler. Ben 10 numara olduğum için o gruptaydım. Diğerlerini de 3. kattaki 2 koğuşa dağıttılar. Harun Tuğrul 3. katta kaldı. Biz Mustafa Cennet ile altlı üstlü boş bir ranza bulup yerleştik. Ben ranzada üst katta yatmayı eskiden beri sevmediğim için alt katı tercih ettim. Zaten yol yorgunluğu vardı üzerimizde. Gündüz yaşadıklarımızdan sonra hiç vakit kaybetmeden yatıp uyudum. Kışlada ilk gün böyle geçti.

Askerlik İçin Götürülecekler Listesi

Bu yazı dizinin daha önceki bölümleri: Nerede Kalmıştık, Askerlik Başvurusu, 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı

Sınavdan sonra sıkıcı bir bekleme süreci başladı. Daha önceki yıllarda yedek subay öğretmen askerlik yapan arkadaşlar, belirtilen tarihten bir kaç gün önce de açıklanabileceğini söyledikleri için 7 Ağustos ile 10  Ağustos arasında sürekli olarak Kara Kuvvetleri Komutlanlığı’nın ilgili sayfasını takip ettik.

Benden önce muhtelif zamanlarda yine Burdur’da yedek subay öğretmen askerlik yapan Zana Okçuoğlu, Turgay Öncül, Emrah Porgalı, Şevval Ceylan’ın babası ( Sezgin :) ) ile Erzincan’da kısa dönem askerlik yapan Çağlar Kıymet askerlik sırasında yaşadıklarını ve giderken götürülmesi gerekenler konusunda kendi deneyimleri anlattılar. O yüzden oldukça şanslı olduğumu düşünüyorum. Zaten son bir kaç gün tanıdğım bir çok insan bana askerlik anılarını anlatmaya giriştiler. Ben dinlemekten bıktım, onlar anlatmaktan bıkmadılar. 10 yıl önce, 20 yıl önce askerlik yapanlar bile gelip anılarını anlattılar. Bizim zamanımızda diye başlayan uzun sohbetler dinledim.

7 Ağustos itibariyle her gün düzenli olarak takip etsek de yerleştirme sonuçları 10 Ağustos sabahı açıklandı. Burdur 58. Piyade Eğitim Alayı’nda 323. Dönem Yedek Subay Öğretmen Asker olarak askerlik yapacağım yer ve yapacağım askerliğin türü belli oldu.

Arkadaşlardan edindiğim bilgiler doğrultusunda valizimi hazırladım. Götürdüğüm eşyalar listesi aşağıda:

  • Orta büyüklükte çok yeni ve değerli olmayan bir valiz.
  • 10 Adet “asker çorabı” diye tabir edilen uzun çorap.
  • 10 Adet bisiklet yaka, yeşil renkli asker fanilası.
  • 10 Adet iç çamaşırı.
  • Boyna asılan asker cüzdanı.
  • 2 Adet küçük kilit (birisi valiz için, birisi bot için).
  • Bot boyamak için siyah boya ve fırça.
  • Tıraş kremi.
  • 5 Adet kullan-at tıraş bıçağı.
  • Aftershave krem.
  • Limon kolonyası.
  • Sabun.
  • Sabun koymak için “sabunluk” denilen kutu.
  • Şampuan
  • El havlusu.
  • Banyo havlusu.
  • Terlik.
  • Lif, çamaşır filesi.
  • Bir kaç tane çengelli iğne.
  • Dikiş seti.
  • Tırnak makası.
  • Diş macunu.
  • Diş fırçası.
  • Pudra.
  • Bloknot, ajanda ve bir kaç tane tükenmez kalem.
  • Bir kaç tane t-shirt ve eşofman altı.
  • Cilt kremi.
  • Güneş kremi.
  • Acemi kemeri.
  • Tırnak makası.
  • Bir miktar nakit para.
  • Kredi kartı.
  • Islak mendil.
  • Dudak yumuşatıcı krem.
  • Kuvvetli ağrı kesici.
  • Mide ilacı.
  • 1 kutu boğaz pastili.
  • 4 tane Tylolhot
  • Kol saati

Yukarıda yazdığım malzemeleri son bir kaç gün içinde hazırladık. Öğrendiğim kadarıyla içeride PTT şubesi ve İşbankası şubesi var. Her ihtimale karşı bir miktar nakit para da aldım yanıma. Kredi kartı ile telefon götüşmesi yapılabildiği için telefon kartı ya da aile kartı almaya gerek yokmuş. O amaçla kredi kartımı yanıma aldım sadece.

Sınavdan sonra verdikleri zarfı ve nüfus cüzdanını unutmamak gerekiyor.

Cep telefonumu ve şarj aletini de yanımda götürdüm. Girişte alıyorlarmış ama çıkarken verdiklerinde çok ihtiyaç oluyormuş.

11 Ağustos günü de giriş yapılabilmesine rağmen, arkadaşlar 12 Ağustos günü akşam saat 17.00 öncesi birliğime katılmamın yeterli olacağını söylediler. 11 Ağustos akşamı yukarıda sıraladığım eşyalarla birlikte EFETUR ile yola çıktım.

İzmit Otogarına Göksu ile birlikte vardık. Sürpriz bir şekilde Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkan Vekili Selçuk Arslan ve eşi Gül Hanım ile Ziraat Mühendisi Hasan Uzunhasanoğlu ve eşi Emine Hanım uğurlamaya gelmişler. Askerlik yaparken çok sık lazım olacak hediyeler almışlar. Onlara ve onların şahsında Kocaeli Aydınlar Ocağı’na teşekkür ediyorum.

Üstat Bekir Sıtkı Erdoğan’ın şiirinde “Güç bela bir bilet aldım gişeden, Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan” dediği gibi askerlik de böylece başlamış oldu.

Yeri gelmişken aşağıdaki şiiri yazmasam üstat gücenir. Gerçi askeri okullarda okumuş hep ama herhalde acemi birliğinde yazmıştır. Bestelenip şarkı olarak da söyleniyor, Çok sevdiğim şiirlerinden biridir:

Kara gözlüm, efkarlanma gül gayri!
İbibikler, öter ötmez ordayım.
Mektubunda diyorsun ki: ‘Gel Gayri! ‘
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

Ah çekerim resmine her bakışta!
Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
Emin ol ki, her sigara yakışta,
Sanki, duman tüter tütmez ordayım…

Mor dağlara, karargahlar kurulur;
Eteğinde bölük bölük durulur…
On dakika istirahat verilir;
Tüfekleri çatar çatmaz ordayım! ..

Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
Sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
Akşam olur, tepelerin ardında,
Daha güneş batar batmaz ordayım…

Aramıza dağlar girmiş koskoca!
Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce…
Bir gün değil, beş gün degil, her gece,
Yatağıma yatar yatmaz ordayım…

Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
İki aşık, senelerdir bekleşti…
Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
Vatan borcu biter bitmez ordayım!