y kuşağını anlamak

Bilgi ve iletişim teknolojilerinde büyük değişikliklerin yaşandığı 1980 – 2000 döneminde doğan kuşağa y kuşağı adı veriliyor. Y kuşağı fertlerinin en belirgin özellikleri özgürlüklerine düşkün olmaları, teknoloji bağımlılığı, otoriteye meydan okumaları, rahatı ve eğlenceyi sevmeleri, bir de sabırsız olmalarıdır.

TÜİK verilerine göre Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde otuzunu y kuşağı oluşturuyor. En genci 10, en yaşlısı 30 yaşında. İlköğretimin ikinci kademesindeki öğrenciler, lise ve üniversite öğrencileri, y kuşağına ait. Bir kısmı kendi işini kurmaya çalışıyor, bir kısmı da çalışan olarak iş dünyasına giriş yaptı. Bu kuşağın ilk bireyleri evlendi, kendi yaşam tarzlarını inşa etmeye başladılar. Önümüzdeki yılların iş yaşamında ve sosyal yaşamında çok fazla söz sahibi olacaklar.

Bu yazıda y kuşağını genel karakteristikleri ile tanımaya çalışacağız. Bir y kuşağı ferdi ile bu bilgiler ışığında daha sağlıklı iletişim kurulabileceğini düşünüyorum.

Körfez savaşları, anne ve babanın her ikisinin de çalışması ve uzun iş saatleri, "hemen şimdi" anlayışı, internet, ipod, playstation, cep telefonu, y kuşağını içine alan dönemin anahtar kelimeleri.

Yokluk ve imkansızlıklarla büyümüş, teknolojiyi kullanmakta tereddüt yaşayan, toplumsal duyarlılıkları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkar bir kuşağın çocuklarından bahsediyorum. “Ben bulamadım, çocuğum mahrum olmasın. Ben çektim, çocuğum çekmesin” gibi motivasyonlarla el bebek gül bebek büyütülmüş, her istedikleri yapılmış bir kuşak, y kuşağı.

Daha önceki kuşaklara göre daha narsist ve ben merkezci bir kuşak. Kararlarında ve davranışlarında daha fazla özerklik istiyorlar. Özgüvenleri abartılı bir şekilde yüksek. Hayallerinin peşinden gitmekten çekinmiyorlar. Girişimci ve donanımlı bir kuşak. Her konuda cesaretlendirilmiş durumdalar. Sorumluluk almaktan da kaçınmıyorlar.

Belirgin özelliklerinden biri de hırslı olmaları. Çabuk yükselmek istiyorlar. “Hemen şimdi” anlayışına sahipler. Her şey bir google araması kadar yakınlarında. Bilgiyi ani olarak vermek ve almak istiyorlar. Her şeyin hemen olmasını istiyorlar, sabırsızlar.

Takım çalışmasına yatkınlar. Yeteneklerini ortaya çıkarabilecekleri ve fikirlerini paylaşabilecekleri gruplarda bulunmayı seviyorlar. Değişime ve yeniliğe açıklar.  Kişisel deneyimlerini, bilgi ve fikirlerini paylaşmayı seviyorlar. İnterneti bu amaçla sıkça kullanıyorlar.

Teknoloji, hayatlarında pek çok şeyin simgesi. İletişim kurmak için en çok cep telefonu ve interneti

tercih ediyorlar. Gizliliğe çok fazla önem vermiyorlar. İletişimde gerçeklik ve dürüstlüğe önem veriyorlar. Dolambaçlı olmak yerine düz davranmayı tercih ediyorlar, kendilerine de öyle davranılmasını istiyorlar.

Ünlü ve bilinir olmak istiyorlar. Sosyal internet sitelerinde arkadaşlarının çokluğuyla övünürler. İletişime geçme konusunda son derece istekli davranıyorlar. Bağlantılı, erişilebilir, interaktif ve açık bir dünyada doğup büyüdüler. Daha global bir kuşak oldular. Farklı kültürlerden ve coğrafyalardan insanlarla iletişim halindeler. Bu yüzden karmaşıklıkla kolay baş edebiliyorlar, değişime uyum sağlama yetenekleri çok yüksektir.

Maaş, esnek çalışma koşulları, yaşam tarzı, teknoloji ve gelecek konularında beklentileri çok yüksek. Tatminsizler. Sürekli hareket halindeler. Ofiste, kafe ve restoranlarda, otel lobilerinde, havaalanlarında işlerini yapıyorlar. Özgür olmayı seviyorlar. Sık iş değiştiriyorlar. Bir işte ömür boyu çalışma eğiliminde değiller. Kariyerleri boyunca ortalama 10 kez iş değiştirecekleri öngörülüyor. İş ve aile yaşamları arasındaki sınırlar çok belirsiz, içiçe geçmiş durumda. Y kuşağı bireylerini sürekli online görebilirsiniz.

Y Kuşağı bireylerinin çoğu şu anda öğrenci. Baba parasıyla yaşadıkları için ve genç oldukları için çok uluslu markalar için pazarlama anlamında altın madeni olarak görülüyorlar. Yeni nesil iletişim kanallarını da en çok y kuşağının kullandığını düşünürsek, bu kanallar üzerinden onlara ulaşıp çok büyük bütçeler ayırarak, onları kolayca tüketim canavarlarına dönüştürebiliyorlar.

Bilgi ve içerik bombardımanı altında yaşıyorlar. Bir çoğu bağlantıkolik ve içerik açlığı sorunuyla başetmeye çalışıyor. Eş zamanlı olarak bir çok işi bir arada yapıyorlar. İlgi odakları çabuk değişiyor.

Toplumsal bilinç, nefis terbiyesi, mutluluk gibi kavramları genç kuşağa aktarırken kullanılan yöntemler çoğu zaman artık işe yaramayan modası geçmiş yöntemler oluyor. Zaten bu yöntemler cılız ve yetersiz kalıyor.

Y kuşağı gençleri de büyüklerinin kendilerini yeterince anlamadıklarını, onlardan yeteri kadar sevgi göremediklerini düşünüp problemi büyüklerinde görüyorlar.

Bir y’nin annesi ya da babası iseniz onunla iletişim kurmanın yollarını aramalısınız. Sizin ebeveynlerinizin sizinle iletişim kurarken kullandığı kanalları ve yöntemleri kullanmanız işe yaramayabilir. Y’lerden oluşan bir grup öğrencinin hocası olmak da en az annesi-babası olmak kadar zor.

Bu yazıda sizlere yöntemler önermekten kaçındım. Kafanızda bazı soru işaretleri oluşturmaya çalıştım.

NOT: Bu yazı insan ve hayat dergisinin ilk sayısında “el bebek gül bebek” başlığıyla yayınlandı.  

David Plouffe dediğin bir küçük uşak

David Plouffe

Barack Obama’nın başarılı seçim kapmpanyasını yürüten David Plouffe, Turkcell Akademi’nin Pazarlama Konferansları kapsamında Türkiye’deydi. Haliyle not alınıp saklanası sözler söyledi. Gelenksel ve sosyal medyada paylaşılan notlardan ulaşabildiklerimi ve kendimce önemli gördüklerimi derledim, toparladım, yazdım. Kaçırdığım bir şey olduysa onu da siz ekleyin, birlikte yazmış olalım.

Konferans 12 Mart 2010 Cuma günü Condrad Hotel Beşiktaş’ta yapıldı. Konuşmanın başlığı: Online Pazarlama Teknikleri ve Kazanmak İçin Cesaret.

Bir saat süren kısa ve öz, powerpoint kullanılmayan bir sunum olmuş. Sonradan bir yarım saat kimisi alakasız soruları dinleyip sıkılsak da, David gerçekten güzel şeylerden bahsetmiş.

Özetle şunu söylemiş: Kampanyamızın üzerine kurulduğu ve odaklandığımız iki temel  nokta: 1. Teknoloji 2.İnsan.

Katılımın ücretli ve pahalı oluşu, iş gününe denk gelmesi, fiyat/performans oranının bizim tarz insanlar için düşük olması gibi sebeplerle biz katılmadık. Katılan dostlar sağolsun. Şimdi sözü uzatmadan David’e bırakıyorum. Bakalım bize neler söylemiş:

Kampanyada interneti ve epostayı çok aktif kullandık.

Teknoloji ve araçlar bize mesajı ulaştırmayı daha etkin hale getiriyor. Ancak teknoloji hiçbir zaman mesajın önüne geçmemeli. Esas olan mesajınız.

Mesajın algılanmasında güven çok önemli. İnsanlar kurumlara güvenmiyor, birbirlerine güveniyor. Dolayısıyla insanların birbiriyle yaptığı konuşmalar en etkili mesaj iletimi sağlıyor. Günün sonunda bir arkadaş tavsiyesi hepsine bedel. Bu Amerika için ve tüm dünya için geçerli.

Her ülkede kurumlara duyulan güven azalıyor. İnsanlar birbirlerine güveniyorlar. Kampanyamızı insanların ve online dünyanın üstüne bu yüzden kurduk. Biz de internet üzerinden 13 milyon gönüllü yarattık ve diğer insanlara mesajımızı gönülden iletmelerini sağladık.

İnsanları sizin mesajınızı iletmek için güçlü ve motive hissetmelerini sağlamalısınız.

İnsanlara ulaşmak gittikçe zorlaşıyor ancak teknoloji bunu kolaylaştırıyor.

İnternet ve mobil teknolojiler ile ileride de insanlara mesajı göstermek daha kolay olacak.

Mesajı gösterebilmek kolaylaşsa da gerçekten ulaştırabilmek daha kolay olmayabilir.

Gençler internet ve mobil mecrayı çok fazla tüketiyor, bu kanallar önemli.

Hatta diğer kanalları hiç tüketmeyen segmentler var. Mesela bazılarına sadece Facebook’tan ulaşabilirsiniz.

Yayınlar arası senkronizasyon çok önemli, TV de, kapıda ve internette aynı şeyleri söylemelisiniz.

İnternet reklamını hedef kitleye yapmak çok önemli. Daha sonrasında hedef kitle arasında diyaloglar tetiklemek amaç olmalı.

Kısıtlı bir bütçeniz bile olsa, tutarlı mesajla başarıya ulaşmak mümkün.

Oy verenlerin %20′ si yani 13 milyonu eposta listelerinde.

Bu 13 milyon ile sürekli direk iletişim sağlanıyor.

Başta 5 bin adres ile başlanmış, sosyal medya vb yerlerden daha toplanarak 13 milyona ulaşılmış.

Eposta halen çok güçlü.

Video içerik kral.

Video, metin içeriğe göre daha kolay tüketiliyor, daha sık paylaşılıyor.

İnsanlar gerçekleri en doğal formatta istiyor. Senaryolu profesyonel çekimler, laptop webcamından çekilen doğal konuşmalardan çok daha az etkili. Profesyonel çekimlere propaganda bunlar diyerek burun kıvıran kitle doğal çekimlerden etkileniyor.

Samimi olan gerçek olan çektiğimiz hiçbir Obama videosu senaryolu profesyonel çekim değildi.

Üzerinde en çok çalıştığımız kararsız kitle, bunları ikna etmek.

İnsanların önemli hissetmelerini sağlamak, birşeyler değiştirebileceklerine inandırmak, zaman vermek gerekiyor.

İnsanlarla / destekçilerle çok detaylı bilgileri paylaşmak gerekli.Başkaları bunları neden paylaştığınıza şaşsa da, insanların onlara atanan değeri farketmelerini sağlar.

İnsanlar strateji oluşturulmasına katkı sağlamasa bile, stratejiyi öğrenince yerini bilir, daha çok destekler.

Tüketicilerinizle sürekli iletişim halinde olmanız, onları bilgiyle beslemeniz gerekir

Bu çağda mesajı hedef kitleye göre dengeli bir biçimde her mecraya dağıtmak gerekiyor. Örneğin ABD’de gençlere üç ana TV şebekesi ile ulaşamazsınız. Bizim ana hedefimiz kendi kitlemizi yaratmaktı. Bu nedenle ilk kez oy kullanacak gençlere ulaşmak için digital medyayı yoğun kullandık.

Tüm kurumlar insanlardan oluşur, insanlar hep meşgul dolayısıyla onları bilgiyle beslemek için teknolojiyi kullanın.

İçeriği tüketmek ve paylaşmak gittikçe kolaylaşıyor.

50 milyon yeni seçmenin %70′ i Obama’ ya oy verdi, seçimi bunlar kazandırdı

En zor olanlar, en kolay gözükenlerdir.

İnsanlar nasıl oy vereceğini bilmiyor, en temel şeylerle ilgili bilgi verin. İnternette, reklamlarda, SMS’lerde nasıl oy verileceği anlatılmış ilk oy verenlere.

Oy verenleri/vermeyenleri takip edip, mobil mesajlarla erkenden oy vermelerini sağlanmaya çalıştık.

Eğitici videolardan faydalanılmış, 30 saniyelik kısa/hap videolar.

Sosyal ağlar kampanyanın tüm ayaklarında etkin rol oynadı.

Kendi sosyal ağımızı kurduk: http://my.barackobama.com

TV reytingleri sürekli düşüyor, sadece önemli olaylarda artıyor (Oscar vb).

İnsanlar TV’de ne izlediklerini sosyal medyada paylaşıyor, bu da reytingi etkiliyor.

Hayatında hiç gazete okumayan insanlar var, bunlara sosyal medyadan vb ulaşmak gerekir.

Gerilla epostalar, McCain’ in saldırılarına eposta listesinden ve siteden anında cevap veriliyordu.
Annem bile bu doğrultuda http://fightthesmears.com sitesinden faydalandı.

Yanlış bilgi geçilen eposta listesine doğru bilgiyi siteden al ve herkese gönder.

Bu olumsuz haberler hiçbir gazetede, TV de çıkmamış olabilir ama 60 milyon eposta kutusunda okunabilir.

Olumsuz viral için iPad – Hitler örneği güzel bir örnek.

Eğer insanlar sizinle ilgili bir yerlerde bir şekilde konuşuyorsa, bununla ilgilenmeniz gerekir, görmezden gelemezsiniz.

Şeffaf olmak gerek, baştan sona aynı kişi olmak, aynı mesajı iletmek gerek.

Kampanya iletişimini yönetemeyen, tutarlı ve bağlantılı mesaj gönderemeyen ABD’yi nasıl yönetecek?

Elinizdeki kitle ile başarılı olamazsınız, yeni takipçiler edinmeniz gerek, iletişiminizi buna göre ayarlayın.

Birçoğumuz hayatımızı dijital yaşıyoruz, belirli bir standardımız da var.

Eğer bir siteye girdiğinizde kullanıcı dostu değilse, içerik tatminkar değilse bir daha girmezsiniz.

İnsanları yaşadığı yerde ziyaret edin, lokal olarak ulaşın.

İnternet ve mobil, TV’ye göre çok daha hızlı değişiyor

Birçok ülkede %90 cep telefonu penetrasyonu var, bu telefonlar bilgisayara dönüştüğü anda çok önemli olacaklar.

Telefon bilgisayarın önüne geçiyor. İnsanların telefonları çok yakında tüm bilgisayar hizmetlerini aldıkları yer olacak. İnsanlara telefonlarından da ulaşıp mesajımızı yaydık.

İnsanlara telefonlarla, e-postalarla, mobil cihazlarından ve videolar göndererek ulaştık. Onların güvenlerini kazandık ve bizi desteklemelerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu onlara hissettirdik

E-postalara video ekleyince çok daha etkili oluyor.

30 milyon seçmen ile Barack Obama arasında bir ilişki kurduk. Obama onlara, bu benim değil, bizim kampanyamız dedi. Teknolojiyi kullanarak insanların evlerine kadar girdik ve internet üzerinden 500 milyon dolar topladık. Bunlar olmasaydı başarılı olamazdık.

Eposta ile sürekli seçmen ile bağlantıda olmaya devam etmek, seçimden sonra da.

Araştırma, anket vb çok önemli ancak önemli kararları bunlara dayanarak veremezsiniz

Teknoloji ve gelişmiş kurgular insanları çeker, kampanyanızın bir parçası yapabilir

Hikaye anlatmayı reklam-pazarlamada hep duyuyoruz, epostada ve online’dada da böyle

Obama önemli eposta ve online bildirileri, mesajları gözden geçiriyor, bazılarını kendi hazırlıyor.

Amerika’ nın en iyi metin yazarlarından içerik hazırlanırken destek aldık.

Yaklaşımımız "Obama böyle söylüyor" yerine "Hadi Obama’dan konuşalım"dı.

13 milyon kişiyi her gün gündem ve saldırılar hakkında bilgilendirdik. İnternet yapılan işin performansını ölçmek açısından son derece önemli.

Bir gönüllünün yaptığı işin anlamını, niye yaptığını bilmesi çok önemli. İnsanlar size çok değerli bir şey veriyor: Zaman. Onu niye verdiğinizi anlatmanız lazım. İşimiz gönüllüleri organize etmek, fon toplamak ve iletişim kurmaktı.

Şeffaf olduk. Her bölgenin bütçesini ve verdikleri her kuruşun neye harcandığı konusunda gönüllüleri bilgilendirdik.

İnsana saygı duymadan seçim kampanyası kazanılmaz.

Gençlerde "Oyum bir şeyi değiştirmez ki" duygusunu yenmek en önemli amacımızdı. Onlara ülkelerine nasıl katkıda bulunacaklarını anlattık.

Önemli olan mesajı veren kişinin kim olduğu ve mesajın kalitesidir.

Önemli olan destekçileri ile liderin ilişkisidir. Bu ilişki dürüstlük ve samimiyet üzerine kurulmaz ise hiçbir kampanya başarılı olamaz.

"Obama’nın Washington’u değiştirebileceğini anlatmak" temel işimizdi. Sanırım bunu başardık.

Şimdi iktidarız. Şimdiki iletişim yöntemleri farklı. O zaman 1 milyar dolar bütçemiz, 6000 çalışanımız, dijital ortamın başında da 120 işi vardı. Hâlâ 13 milyon kişiyi sağlık sigortası konusunda bile diğer kişileri bilgilendirmek için kullanıyoruz.

Amerika’da özellikle gençlerin artık televizyon ve gazeteleri takip etmek yerine, tüm bilgilere internet ve mobil araçları ile ulaşmayı tercih ediyorlar.

Temel soru şuydu: Eğer bir kampanyayı yürütemezsen Amerikayı nasıl yöneteceksin?

Bunun için mesajların ülkenin dört bir yanında söylenenlerin değişik konularda söylenenlerin hepsinin tutarlı olması gerekiyordu. Bunu sağlamak bizim temel işimiz oldu.

İnsanlara anında ulaşmak gerekiyordu. En önemlisi onların performanslarını da ölçmek gerekiyordu. Nasıl videoyu seyrettiler, maillerini açtılar mı… Vergilerle ilgili maillere mi baktılar terörle ilgili mesajlara mı… Bu bizim için önemli bir iş oldu.

Çalışanlarla iletişim en az seçmenlerle iletişim kadar önemliydi. Bizim kampanyamıza katılanları bilgilendirmek için en az seçmenlere harcadığımız kadar vakit harcadık.

Mobil cihazlarla iletişim çok önemliydi çünkü kolaydı, çok fazla bilgi anında paylaşılabiliyordu. Mesela bir potansiyel seçmenle konuşurken benim için sağlık önemli diyor. Onunla konuşan arkadaşımız hemen işte sana Obama’nın konuyla ilgili videosu diyor ve onu gösteriyordu. Bu çok etkili oldu.

Günün birinde sandığa gitmeyen seçmene mobil seçim imkanı verildiğini düşünün. Herkes katılımcı olur.

Büyük televizyon programları Oscar gibi maç finalleri gibi, giderek ratingleri geçmişe göre yükseliyor. Neden? Çünkü insanlar bunu seyrederken konuyla ilgili hislerini birbirleriyle paylaşıyorlar. Bunu mobilden, Facebook’tan yapıyorlar. Böylece seyretmeyenler de seyretmeye başlıyor.Aynı şey haberler için de geçerli. İnsanlar birbirlerine haberleri de aynı motivasyonla gönderiyorlar. Böylece haber izlenme oranları da yükseliyor.

Bizim hakkımızda Obama Müslüman, Obama Amerikalı değil, Obama bayrağı selamlamadı gibi söylentiler çıkarıldı ve internet üstünde çok fazla dolaştı bunlar. Biz buna karşı bir site açtık. Eğer bizim hakkımızda bir şey çıkmışsa insanlar bu mail zincirlerine bizim yazdığımız doğruları gönderiyorlardı.

Şirket de olsa, siyasetçi de… Eğer sizin hakkınızda birileri kötü bir şey diyorsa bunu insanlar söylüyordur. Bununla mücadele etmenin yolu yine insanları karşısına koymaktır.

Giderek artan şeffaflıktaki zamanlarda yaşıyoruz. Bilgisayar ve mobil cihazlar istediğiniz bilgiyi size getiriyor. Eskiden eğer tv programını kaçırdıysanız söylenenleri öğrenemiyordunuz. Bugün öyle değil. İnsanlar söylediklerinizi kendi seçtikleri zamanlarda dinleyebiliyorlar. Bağımlı değiller.

Obama internet olmadan kazanamazdı diyorlar. İnsanların birbiriyle konuşmasını sağladı internet. Fon bulmamızı, maliyetsiz bir biçimde fikirlerimizi yaymamızı sağladı. Ama en önemlisi evdeki büyüklerin küçüklerle, akrabaların birbiriyle, komşuların birbirleriyle konuşmasını sağladı. Bu bizim seçimi kazanmamız için çok önemli bir etken oldu.

Ben ne yazık ki washington’da yaşıyorum. Orada insanlar çok meşgul. Haberleri takip edecek vakti yok. O zaman yapmamız gereken ne? Onlara haberleri alabilecekleri herhangi bir ortamdan göndermek.

Biz diğerleri gibi çok derinlemesine mesaj anketleri yapmadık. Bunun yerine iletişim için hangi alanları kullandıklarını araştırdık. Araştırmaların kölesi olmadık. Önemli kararları almak için anketleri kullanmadık bu genel bir ders oldu.

Kampanyamızda başta çalışmak isteyen çok fazla gönüllü yoktu. Ama bizim teknoloji kullanmamız insanlara çekici geldi. Çok fazla ödemediğimiz çok fazla çalışan bulduk.

Seçmenlerde oluşan fikirlerin büyük bir bölümü facebook üstünde yapılan tartışmalardan doğdu. Bu çok önemli.

Hayat hikayesini incelediğinizde başarıları kadar başarısızlıklarını da görürsünüz.

David Plouffe’i kısaca anlatmak gerekirse, kolej yıllarında politika okumak istemiş, ama iş hayatına girmek için hızlı davranması kariyerinin ilerki yıllarında okulunu ancak bitirebilmesine sebebiyet vermiş, kendi çok iyi ifade edebilen bir Amerikalı. Birçoğunda olduğu gibi kendini ifade etme şeklinde derin pazarlama teknikleri ve kişisel özelliklerin öne çıkışı David’te de var. 1990′lı yılların başında politikaya atılmış olan bu genç adam, 1996 yılına kadar birçok başarısızlık ile sonuçlanan seçim kampanyasının yönetiminde bulunmuş. 1996 -2004 yılları arasında kazanmayı öğrense de, kaybettiği birçok kampanyada geniş bir politik bakış açısı kazanmış. Obama ile tanışmaları ise 2004 yılında Illionis Senatörlük seçimi sırasındaki kampanya yönetimine dayanıyor.

Böyle bir dahinin başarısızlık yaşadığı kampanyalarının da detaylarını öğrenmek isterdim. Çıkarılacak asıl ders oralarda yatıyor olabilir.

Bu bilgiler buraya nereden aktı:

Konferansa bizden bilerilerini sokmayı başarmışız. En önemlisi Serhat Ayan. Sağolsun görevini hakkıyla yerine getirmiş. Anlık bilgi sağlamış. Teşekkür kifayetsiz kalır.

Burak Bakay da notlarını paylaşmış blogunda.

Eee, sonra… Ali Atıf Bir izlenimlerini yazmış.

Deniz Güven, blogunda etkinliği değerlendirmiş. Değerlendirmelerini aşağıya alıyorum:

Istanbul’daki konferansta çok genel bir bakış açısı ile anlatım yapmış olsa da, birkaç nokta özellikle ilgiyi hak etti;

Oy kullananlar nerede ise biz oradaydık : Bu, sadece bir seçim kampanyasının süslü bir sözü olmasının ötesinde, her markanın gerçekleştirmesi gereken en önemli konu. Bunu başarabilen çok az firma var, ama esas zor olan bunu bir hedef olarak hareket planının en önüne yerleştirebilmek. David’in bu konuda söylediği birkaç nokta çok dikkat çekici idi; ”30 milyon Latin Amerikalı’nın vakit geçirdiği heryerde biz de vakit geçirdik.  Onlara özel saha aktiviteleri yapmakla kalmadık, onların daha çok katılımcı olabilmeleri için özel web ve mobil uygulamaları yaptık. Yaşlıların daha rahat okuyabilmeleri için, tüm mecralardaki font büyüklüklerimizi büyüttük. Hem gençlerin olduğu heryerde olduk, hem de onların en iyi bilgiyi elde edebilecekleri bilgi akışını yarattık. 15 milyon e-mail kullanıcısı ile anında yazışacak bir dünya yarattık, 3 milyon online bağışçıya ulaştık. Gençlerin Barack Obama’nın stratejilerini sokakta arkadaşlarından veya yanlış kaynaklardan duyması yerine onların katılımını sağlayacak bir dünya yarattık, okumayı sevmeyen kitleler için günde 10larca adet video üretettik.” Tüm bunlar aslında değeri kendine oy verende arayan ve insanlara ortak bir paydada toplandıklarını hissetiren, özenle dizayn edilmiş bir kurgunun, sonucu etkilemedeki önemini anlatıyor.

Rakibinin saldırı gücünü kendi gücün yapabilmek : Bu sözü duyduğumda ilk aklıma gelen kişi Garanti Bankası’nın efsanevi Genel Müdürü Akın Öngör oluyor. Akın Bey özellikle 90ları 2binli yıllara bağlayan dönemde, bu stratejiyi Türkiye’de çok iyi başarmış ve bunu aslında hayatın farklı bir noktasından iş dünyasına aktarmıştır. Akın Bey,  insanların kendisine saldıran kişinin enerjisinin önünde durmak yerine, o enerjiyi kendi enerjisi ile birleştirerek istediği yöne yönlendirmesınin, özellikle rekabet ortamlarında -aynı Aikido sporunda olduğu gibi- büyük başarı kazandırdığını söylerdi. Aynı durum sanırım Amerika ‘08 seçimlerinde Palin’in günlük saldırıları için de geçerliydi. McCain’in yaptığı her açıklama sonrasındaki her saniyenin önemi sistematik olarak o kadar iyi hesaplanmış ki, cevabın video veya yazılı olarak hazırlanarak her türlü mecrada dağıtılması 1-2 saat içerisinde yapılabilmiş. Bu hızın oy kullananların algısı üzerindeki önemi tartışılmaz.  Tüm argümanları, herhangi bir oy verenin aklında 1 gün dahi düşünmeye bırakmadan cevaplıyor olmak, hem Obama için olası tüm olumsuz düşünceleri bertaraf etmiş hem de karşı tarafın basını kullanarak açtığı her savaşın kendileri aleyhine sonuçlanmasına sebebiyet vermiş. Burada kullanılan Obama’nın bizzat açıklamalar yaptığı videoların büyük bir faydası görülmüş.

Tek bir kişinin bile önemi : Tüm oy verenleri kampanyanın ve stratejinin bir parçası olduğuna inandırmak ve üretkenliklerini kullanabilmek belki de zaferin en önemli noktasıydı. Kulaktan kulağa o kadar iyi kullanılmış ki, kampanyayı destekleyen her kişi, kararsız olanları ikna etmek özel görevini kendileri üzerine almış.  Online üzerinden bilgi almak isteyen herkes için bir randevu sistemi oluşturulup, maddi bağış yapamayan destekçilerin direkt olarak kararsızlara stratejileri anlatması sağlanmış. Böylece gerçekten herkesin kendi içinde bir katma değeri olması ve bunun aslında gerçek itici gücü oluşturması sağlanmış.

obama-graph

Toplamda 639 milyon dolar bağış alan bu kampanya; sosyal ağlar üzerinde 5 milyon üye -ki bunların 3,2 milyonu facebook üyesi-, 14 milyon saat seyredilen özel çekim  video’ları, 1 milyar adet ve 10.000 farklı içerik ile yollanmış e-mail ve 3 milyon mobil uygulama kullanıcısı ile desteklendi. Tüm bunların oluşmasında, hem eski ile yeniyi, offline ile online’yı birleştiren bir strateji kurulmasının mimarı olan David Plouffe’ın hem de bunu vizyon olarak stratejisinin en önüne yerleştiren Barack Obama’nın tebrik edilmesi gerekir.

Günümüzde, tüm markaların kendisine bir ders çıkarabileceği bu vaka çok iyi incelenmeli. Umarım önümüzdeki dönemde bütünleşik Dijitalin önemi çok daha iyi anlaşılır. Markaların kendi gönüllü destekçilerini yaratabilmeleri için Dijital’in bir köprü olması, yakın geleceğin en önemli trend’lerinden biri olacak.

Bulabildiğim materyalleri biraz düzenleyip buraya toparladım. Çok düzenli olmadı ama eğer zaman olursa onu da yapmayı düşünüyorum. Ben diyeceklerimi dedim. Sıra sizde. Buyrun…

etohum’da Emre Kurttepeli’yi dinledik

etohum

Dün akşam 17:30 - 20:30 saatleri arasında Kadıköy’deki Maçkolik Complex’teki etohum toplantısında Mynet Kurucusu Emre Kurttepeli konuk oldu. Toplantıya csharptuk.net yazarları, bilişim teknolojileri öğretmenleri  Göksu Özen, Turgay Öncül, Emrah Porgalı ve ben birlikte katıldık.

etohum etkinliğinde Burak Hoca ile birlikteyiz

Göksu ve ben Kocaeli’den geldik. Emrah ve Turgay İstanbul’dan bize katıldılar.

Burak Büyükdemir liderliğinde organize edilen etohum toplantılarına efikrim yarışması aşamasından beri vakit oldukça katılıyorum. Geçen sene askerlik nedeniyle uzak kalmıştım.

Emre Kurttepeli konuşmasını yapıyor

Emre Kurttepeli Mynet’in hikayesini anlattı, bundan sonra yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verdi. 1999 yılında kurulan Mynet’in 6.5 milyon kayıtlı aktif üyesi var. Bünyesinde pek çok farklı servisi barındırıyor. Son zamanlarda kavun adlı bir müzik servisi başlattılar.

Facebook’un Türkiye’de ve daha bir çok ülkede gençleri çok hızlı bir şekilde içine çekmesi Türkiye’nin en büyük portalı olan myneti de etkilemiş. Hatta Mynet’in yatırım yaptığı ve Facebook öncesinde gençlerin en çok kullandığı arkadaşlık sitesi yonja’nın da kullanıcı aktivitesi yarı yarıya düşmüş.

Kurttepeli, internet yasakları konusunda devletin tek taraflı olarak suçlu ilan edilmemesi gerektiğini, yasaklanan servislerin de Türkiye’de ofis açmayarak, yasalara uyma konusunda işbirliği yapmayarak bu sıkıntıların ortaya çıkmasına neden olduklarını söyledi. 

Toplantıda kullanıcı profilleri ve eğilimlerinin takibi de konuşuldu.

Kurttepeli, klasik e-ticaret yerine açık artırma siteleri vb. gibi internetin sağlayacağı imkanlarla bütünleşmiş e-ticaret servislerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bunu söylerken, kendileri ile doğrudan ilgili olmayan alanlara girmeyeceklerinin de altını çizdi.

etohum başlarken

İzmit’e dönmek zorunda olduğumuzdan toplantı biterken Burak Hoca’dan müsade isteyip yola çıktık. Keyifli bir etkinlik oldu. 

Bir gün gelecek, bir gün kalacak

Önceki Bölümler

  1. Nerede Kalmıştık
  2. Askerlik Başvurusu
  3. 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı
  4. Askerlik İçin Götürülecekler Listesi
  5. Kışlada ilk gün
  6. Askerlik başladı
  7. Askerde ilk haftasonu
  8. Tek er muharebe eğitimi
  9. Askerde boş geçen günlerim
  10. 6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralalandı
  11. Bir gün gelecek, bir gün kalacak (Şu anda okuyorsunuz)

26 Ağustos Salı (15. Gün)

Eğitim tamamlandığı için bundan sonraki günlerde sadece yemin töreni provaları yapılacak. Bugün de alay ictima alanında bütün asker öğretmenleri topladılar. Bir kaç defa yemin provası yaptırdılar. Öğle yemeğine gittik.Yemekten sonra her mangaya göstermelik birer mıntıka verip serbest bıraktılar. Biz de bir süre göstermelik mıntıka temizliği yaptıktan sonra uygun bir çam gölgesi bulup yattık. Askerde bulduğunuz en uygun gölgeyi değerlendirme eğiliminde oluyorsunuz zaten. Saat 16.40’da tekrar topladılar. 2 tur yürüyüş yaptık. Bizim takım güzel yürüdü, devam ettirmediler, serbest bıraktılar. Bu sefer gidip yatakhanede yattım. 17.40’da yemek ictiması oldu. Topluca yemeğe gittik. Yemekte bazı arkadaşlar eğitim çavuşlarıyla laf dalaşına girdiler. gözlemlediğim kadarıyla son günler yaklaştıkça kavgalar, gerilmeler artmaya başladı. Biraz bıkkınlık biraz da boş bıraklılmaktan kaynaklanıyor bence. Niçin sürekli bir iş verdiklerini, asla boş bırakmadıklarını daha iyi anlıyorum şimdi. İnsanları bu şekilde toplayıp serbest bıraktığınızda kaos çıkabiliyor.

29 Ağustos Cuma (18. Gün)

Her zamanki gibi kahvaltıya kalktık. Kahvaltıda kepimi askıya asmıştım, unutmuşum. Döndüğümde kaybolmuştu.

Emre yaralı olduğu için ona pazar gününe kadar istirahat verdiler. Provalara katılmayacak yani. Onun kepini ödünç aldım. Provada giyeceğim.

Sabah ceketlerimizi de giyip prova yaptık. Ceketli prova çok zor oluyor sıcakta. 2 defa prova yapıldı. 2. provaya albay da katıldı. Öğleden sonra serbest bıraktılar. Akşam saat 19.00’da Dünyanın Merkezine Yolculuk filmini izledik. Daha önceki yıllarda askerlik yapan arkadaşların tavsiyelerine göre eğer sinema şansı olursa muhakkak kullanmak gerekiyor. Çünkü ictimadan kaçmanın meşru mazeretlerinden birisi de sinemada olmak. Sinema için büyük konferans salonlarını kullanıyorlar. Salona yüzlerce askeri dolduruyorlar. Biletler çok ucuz. O yüzden talep de fazla oluyor. Sinemada önden yer kapmak gerekiyor. Sinema düzeni olmadığı için arkadakiler altyazıları tam göremiyorlar. Önce önünüzde yeşil kıyafetler farkediyorsunuz. Zamanla kendinizi dışarda gerçek sinemada zannediyorsunuz. 3 saatliğine de olsa özgür dünyayı yaşıyorsunuz. Film bitip de dışarı çıkınca askeri gerçekle karşılaşıyorsunuz, çok garip bir duygu.

Aramızda para toplayıp Fatih Çavuş’a hediye saat almıştık. Onu hep birlikte verdik. Arkadaşlarla sohbet ettik. Gün bitti.

30 Ağustos Cumartesi (19. Gün)

Sabah 30 Ağustos töreni izlenecekti. Biz diğer mangalardan arkadaşlarla birlikte arazi olduk (kaçtık). Takımı toplayıp yoklama almışlar. Yoklamada ismimiz alınmış. Öğle yemeği öncesi ictima oldu. Yemeğe girmedik, kantinde pizza yedik. Öğleden sonra ceza olarak bizi alay ictima alanında 3-4 tur yürüttüler. Askerde ceza da almış oldum. Soranlara hem süründüğümü hem de ceza aldığımı anlatabileceğim.

Saat 15.00’de Timsah – Nehrin Dişleri filmini izledik sinemada.

Yemekten sonra valizlerimizi dağıttılar. Eşyalarımızı valizlerimize doldurduk. İlk defa botlarımı boyadım. Aslında her gün boyayanlar da oluyordu ama biz ıslak mendille siliyorduk. Mustafa Cennet de yardım etti.

Emre, yemin töreni günü kepinigiymek istiyor. Fatih Çavuş’u bulup yedek kep bulmaya çalışırken Şenel Muslu’ya rastladım. Canım sıkılmış bir şekilde kepimin kaybolduğunu anlatırken “Bende yedek bir kep var” dedi. Çok şaşırdım. Meğer kep alırken içiçe iki tane vermişler yanlışlıkla, o da geri vermemiş belki lazım olur diye. Gerçekten çok sevindim. Allahtan başka bir şey istesem olacakmış. Hiç unutamayacağım anlardan birisi de bu oldu. Şenel kardeşime bir kez daha teşekkür ediyorum. Emre de boşta dururken gidip benim için nefte almış, göndermiş. Nefte ve kepi birleştirip voltranı oluşturduktan sonra ben de normal bir asker olabildim. Emre’ye de teşekkür ediyorum. Akşam diğer bölüklerdeki arkadaşlarla ve mangadaki arkadaşlarla toplanıp sohbet ettik. Son gecemiz geldi çattı. İnsanın gözüne uyku girmiyor.

6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralandı

Önceki Bölümler

  1. Nerede Kalmıştık
  2. Askerlik Başvurusu
  3. 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı
  4. Askerlik İçin Götürülecekler Listesi
  5. Kışlada ilk gün
  6. Askerlik başladı
  7. Askerde ilk haftasonu
  8. Tek er muharebe eğitimi
  9. Askerde boş geçen günlerim
  10. 6 el ateş ettim, 1 kişi hafif yaralalandı (Şu anda okuyorsunuz)

25 Ağustos Pazartesi (14. Gün)

Bugün atış eğitim var. Erken kaldırdılar. Yemekten önce silahlarımızı depodan aldık. Silahları çatıp yemeğe gittik. Silah çatmak silahların 3 tanesini birbirine destek olacak şekilde uç uca çapraz bir şekilde dayayarak durdurmaktır.

Yemekten sonra bütün öğretmen askerler alay ictima alanında toplandık.Albay geldi konuşma yaptı. Biz bu olaya “ulusa sesleniş” adını taktık, muhabbet olsun diye. Saçlarımıza kızdı. Saçlarımız nizami kesilmemiş diye çavuşlara da kızdı. Albay gidince başımıza gelecekleri de biz düşünmeye başladık bu durumda. “31 Ağustos’ta burdan çıkacaksınız” vurgusunu yineledi. Umutlarımız bir kez daha söndü.

İctima sonrası silahları almaya gittik. Sabah silah alırken bazılarına silah yetmemişti. O yüzden silah alma işinde ağırdan hareket ettik ki bize silah kalmasın, silah taşımayalım. Eğer kayışı olan bir silah bulsam alırdım, benim silahım da kayışlı idi zaten, ama baktım ki hep kayışsızlar kalmış, özellikle silah almadım.

Astsubay Sadettin Çevik bizi koğuş bölgesinin yan tarafında topladı. Albayın saçlardan dolayı attığı fırçanın acısını çıkarmaya niyetliydi galiba. Silahsızları ayırdı. Saç ve faovriler hakkında biraz konuştu, çavuşlara kızdı. her mangadan 2’şer 3’er silahsız çıkınca “Neden böyle, oldu. Sadece 1 manga silah almasa olmaz mıydı?” dedi.

Askerde Süründürüyorlar

Sinirini almak için olsa gerek, biz silahsızları koğuş bölgesinin arkasındaki tozlu alanda “Geriye dön, koş! Dur! Tekrar geriye dön! Bana doğru sürünerek gel! Kalk! Yat! Sürün! Kalk! Yat! Sürün!” diye giden komutlar silsilesi eşliğinde süründürdü. Askerde süründüm diyebileceğim için çok mutlu oldum lakin üstümüz başımız bembeyaz oldu tozdan. Bu tozu nasıl sileceğiz diye de düşündük ama son günlerdi zaten.

Silahsızlardan oluşan yeni grubumuzu çarşaf ve yastık kılıflarını çamaşırhaneye götürmek üzere ayırdılar. Diğerleri eğitim alanına gittiler. Bizim çamaşırhane işi kısa sürdü. Yastık kılıfı ve çarşafları ayırdık, bunu nöbtleşe yaptık. Çamaşırhane büyük bir yer, büyük çamaşır makinaları var. Ara sıra kantine su ve yiyecek almaya gittik geldik. Kısa süre sonra bizi serbest bıraktılar, koğuşlar bölgesine gidip 1-2 saat uyuduk bizim mangadan Hüseyin Karaduman ile birlikte. Zaten bizim mangadan sadece ben ve Hüseyin Karabulut vardı silahsızlar grubunda. İyi ki silah almamışız. Sıcakta eğitim yapmaktan  daha eğlenceliydi bizim çamaşırhane işi.

Silahlar Atış Yapmaya da Yarıyorlarmış

Öğleden sonra biz de mangamıza katıldık. Eğitim alanına gittik. İdris uzman atış yapmanın inceliklerini anlattı.

Mangaları sırasıyla atış alanına alıyorlar. Oradan zaten vızı vızır mermi sesleri geliyor. Bizim de sıramız nihayet geldi. Atış alanında yerimizi aldık. Dosyalarımızda ortasında siyah bir bölge olan kağıtlar var. O kağıtları hedef tahtasına topluiğne ile tutturuyoruz. Daha sonra 25 metrelik mesafedeki kum torbası siperlerden atış yapıyoruz. Amacımız ortadaki siyah bölge ama kağıdı tutturunca da şükrediyoruz. 3 mermi G3, 3 mermi de M1 silahı ile atacağız. M1 kurtuluş savaşı yıllarından kalma tarihi bir silah. Her iki silahla da ateş ettim. Mermilerimden 3 tanesi siyah bölgeyi olmasa da kağıdı bulmuş. M1 ile attıklarım kağıdı bile görmeden geçmiş.

Bizim grupta atış yapanlardan Emre Durak biz atış yaparken acilen ambülansa alındı, götürüldü. M1 ile burnunu çizmiş, hafif yaralanmış.

Bizim mangada Mustafa Yiğit diye bir arkadaşımız var, Malatyalı. Silahtan iyi anlar. Eğitim alanındaki iplere de tırmanırdı boş zamanlarında. En çok onun atış sonucunu merak ediyorduk. 6 tane isabet ettirmiş ama hepsini siyah bölgeye tutturamamış. Bu olayın bir hayli muhabbetini döndürdük haliyle.

Bu olayla birlikte eğitim de bitmiş. oldu. Eğitim alanına bir daha gelmeyeceğiz. Askerliğin bize alışması en zor gelen kısmını tamamlamış olduk.

Askerde boş geçen günlerim

Biraz aksayarak da olsa devam eden askerlik yazı dizisinin yeni bir bölümü daha karşınızda. Bugünlerde bu diziyi bitirip “öğretmen-asker olmak” dizisine başlamak için sabırsızlanıyorum.

Deneyim paylaşımının bilgi paylaşımından daha önemli olduğu kanaatindeyim. Çeşitli platformlarda bilgi paylaşımını sürdürüyoruz zaten. www.yunus.gen.tr’yi daha kişisel, daha samimi ve deneyim ağırlıklı devam ettirme niyetim değişmedi. “Open Life” sadece slogan değil. Ayrıca belirtmeliyim ki yazmayı seviyorum ve kendim için yazıyorum.

Daha önce neler yazdık: Nerede Kalmıştık, Askerlik Başvurusu, 323. Dönem Yedek Subay Asker Öğretmen Sınavı, Askerlik İçin Götürülecekler Listesi, Kışlada ilk gün, Askerlik başladı, Askerde ilk haftasonu, Tek er muharebe eğitimi.

Haydi başlayalım:

21 Ağustos Perşembe (10.  Gün)

Tek er muharebe eğitimi havaların sıcak olması nedeniyle ve kışlanın şartlarına alışık olmadığımız için biraz zor oldu diyebilirim.

Silahlı eğitimler başlıyor. Bugün bazı magalar silah aldılar. Biz her mangaya yetecek silah olmadığı için silah almanın sırası gelsin diye bekliyoruz. Açıkçası bazı arkadaşlar bir an önce silahlı eğitime başlamak için can atıyorlar. Zevkli olacağını düşünüyorlar.

Eğitim alanına gittik ve bizi boş bırakmak istemediklerinden, yanaşık düzen tekrarı yaptırdılar. Boş geçen ve yorucu olmayan bir gündü.

22 Ağustos Cuma (11. Gün)

Gene silah alamadık. Silahlı eğitimin zevkli olduğunu düşünen arkadaşlar var, onlar sürekli ne zaman başlayacağımızı soruyor, heyecan yapıyorlar.

Bu akşam telefon kulübelerinin dışarıdan da aranabilir olduğunu öğrendim. Hepsi değil ama. Zaten koğuş bölgelerinde grup grup telefon kulübeleri var. En başta bir tanesi dışarıdan da aranabiliyor genellikle. O telefondan arkadaşınızın cep telefonunu arayıp karşıya numarayı ilettikten sonra iş kolaylaşıyor. Artık uygun zamanda o kulübeye girip karşı tarafa “beni ara” demek yetiyor, işiniz kolaylaşıyor.

Bu uzu sürme ihtimali olan dışardan arama görüşmelerini kimsenin o bölgede olmadığı uygun zamanlarda yapmak gerekiyor. Sırada bekleyenler oluyor çünkü. Telefon kulübelerinin önünde sürekli kuyruklar olur. Uzun uzun konuşanlara kızanlar, homurdananlar oluyor. Sırada 45 dakika beklediğim günleri bilirim. Bu sıra bekleme seanslarında değişik insanlarla tanışıp hoş muhabbetler yapıyorum. Bu olayı eğlenceli hale getirmeyi başardım.

Dışarıdan aranabilen kulübeyi tespit ettikten sonra gidip kuytu bir koğuşun önünden Kemal’le görüştüm. Voip kullandık. Bir saate yakın görüşebildik. İlerleyen günlerde de tekrar voip kullanarak böyle uzun uzun konuşabileceğiz. Bu gelişme süper oldu.

Bu gece 01.00 – 03.00 nöbetçisiyim. Biz koğuş nöbeti tutuyoruz. Kalkıp giyiniyoruz. Botlarımızı ve askeri kıyafetlerimizi giyiyoruz nöbet başlarken. Ayakta olmak gerekiyor. Nöbetçi rütbeliler geziyorlarmış. Nöbette gazete okuduk bo bol. Dışardaki içecek makinasından şeftali çayı aldım ara sıra gidip. Biraz da koridorda yürüdüm. Çabuk geçti. Zor bir saat dilimine denk gelmiştim ama gene de kolay oldu. Sabah erken kalkacağımız için hemen yatıp uyudum.

23 Ağustos Cumartesi (12. Gün)

Girişte verdikleri kitapçığa bakarsanız cumartesi sabahı spor yaptıracaklardı ama geçen hafta mıntıka yaptık. Bütün çam iğnelerini elle toplattılar. İyi spor oldu. Bu cumartesi sakin başladı. Mıntıka temizliği bile yaptırmadılar. Boş bir güne daha başladık.

Öğleye doğru alay ictima’da toplanacağımız haberini aldık. Albay bizi saat tam 13.00’de yani günün en sıcak saatinde alay ictima’da topladı. Bütün alay toplandı. Kene tehlikesine dikkat çekti. Geçtiğimiz senelerde bir kaç kene ısırma vakası olmuş ama kırım kongo kanamalı ateşi dediğimiz türden bir vaka olmamış. Gene de tedbir almak istiyorlar anlaşılan. Ağaç altlarında yatmamamız konusunda bizleri uyardı. Sonra serbest kaldık tekrar.

Akşama sinemaya gitmek istiyoruz. Biletlerimizi aldık. Bu akşam Mumya 3 var. Türkçe dublajlı. Askerlik öncesi Turgay dedi ki “Hocam! Sinema lafını duydun mu hemen atlayacaksın. İctimadan kurtulursun. Gerekirse bir filme üç defa git”. Turgay’ın lafları hala kulaklarımda çınlıyor. Hemen biletlerimizi aldım. Harun’la birlikte askeri sinemada film izleyeceğiz.

Akşam 19.00’da sinemaya girdik. Büyük bir salon. Konferans salonunu gerektiğinde sinemaya dönüştürüyorlar. Karanlık bir mekan. Erken gelip önlerde oturmak gerekiyor. Arkadan çok iyi izlenmiyor. Zaten altyazılı filmlerde direkt önde olmak gerekiyor. Ama yukarıda da yazdığım gibi amaç öncelikle ictimadan kurtulmak.

Sinemadan çıkınca farkettim ki orada gerçekten askeri duyguları unutup kısa bir süre de olsa kendimi dış dünyada hissettim. Çıkınca tekrar askeri ortamda buluyorsunuz kendinizi, bir hoş oluyorsunuz.

Bir gün daha bitti.

24 Ağustos Pazar (13. Gün)

Sabah mıntıka temizliği bile olmadı. yine boş bir gün başlıyor. Vakit kaybetmeden internet cafenin yolunu tuttuk. Her seansta yarım saat oturabiliyorsunuz. Bitince tekrar kuyruğa girmeniz gerekir. Görevli çocuk bize yarım saat yerine bir saat süre verdi. Çok sevindik. Dışarıdaki dünya ile irtibat kurmak gerçekten zevkli. Blogumu askerlik başlarken hosting sorunları ile başbaşa bırakmıştım. Kapalıydı. Onu tekrar çalışır hale getirdim fakat karakter sorunları var. Sunucu değişikliği yaramadı anlaşılan. En azından çalışır hale gelmesi bile güzel. Twitter, Facebook, msn durum bilgisi gibi sosyal sitelerde durumumu güncelledim. Çağlar denk geldi msn’de. Biraz onunla konuştuk. Askerdeki bir arkadaşınız sizi msn’de yakalar ve konuşmak isterse ona bir şekilde zaman ayırın ve onunla konuşun. Çünkü çok ihtiyacı oluyor. Bunu ben yaşadım.

Saat 15.00’de sinemadaydık. Kadavra filmini izledik. HD değildi. Altyazılıydı. Filmden pek bir şey anlamadım ama gene de güzeldi sinemaya gitmek.

Akşam tekrar internet cafe kuyruğuna girdik. Bu sefer yarım saat kalabildik. Bununla birlikte üçüncü defa internet kullandım.

Pek dinlenemedim bugün ama dolu dolu bir pazar geçirdim. Sabah 05.00’de kalkacağız. Silahlı eğitim başlıyor. Erken yatmalıyım.

Sayfa açılırken show - hide layer göstermek

Senaryo

Web sayfamız açılırken ekrana bir layer gelecek. 10 saniye görünüp kaybolacak.

Bunu yapmanın yolu settimeout javascript fonksiyonu kullanmak. Kullanım şekli aşağıda.

setTimeout("fonksiyon()",10000);  //10 saniye = 10000 milisaniye

Örnek kullanım

<div id=gazze name=gazze style="visibility:visible; position:absolute; left:0px; top:0px; z-index:2; background:#000000; width:100%; height:100%; text-align:center;">
<img src="skin/gazze.jpg" alt="Lanetle Kınıyoruz." title="Lanetle Kınıyoruz."></img>
</div>

<script LANGUAGE=JavaScript>
<!–
function gizle(){
document.getElementById("gazze").style.visibility="hidden";
}
window.setTimeout("gizle()",10000);
//–>
</script>


Açıklama

gizle() fonksiyonu 10 saniye sonra setTimeout tarafından çağrılıp çalıştırılır. gazze isimli div’in görünürlük özelliği gizli hale getirilir. z-index değerini yüksek verirseniz diğer öğelerin üzerinde görünür.

Apple tekerleği yeniden icad etti


Apple Introduces Revolutionary New Laptop With No Keyboard

Apple ben kendimi bildim bileli ne yaptysa hep içinde bir tekerlek oldu. “Nalet olsun içindeki tekerlek sevgisine” desek yeridir.

Bu sefer yeni yaptığı dizüstü bilgisayarın klavyesi yok. Alışılagelmiş Apple tekerleği var ortada sadece.

Hummingbird Battery ile Lithium Ion pillere alternatif geliyor.

Kullanıcı deneyimi gene ön sırada.

Yalnız videoda görüldüğü kadarıyla şimdilik biz faniler için biraz pahalı.

İyi bilirdik. Allah rahmet eylesin.

Günlük işlerimi yapmak için erken kalkıp bilgisayarımı açtım. Bir haber linki için Bizim Kocaeli Gazetesi sitesini açınca direkt karşıma aşağıdaki haber geldi, üzüldüm.

necati-1

Caminin tuvaletinde ÖLÜ BULUNDU

Derince’de esnaflık yapan, ilçede geniş bir kesim tarafından tanınan ve sevilen Necati Yayla, Fevziye Camii’ndeki tuvaletlerin önünde ölü bulundu

Derinceli esnafın talihsiz ölümü. İlçede uzun yıllardan beri esnaflık yapan 48 yaşındaki Necati Yayla, Fevziye Camii şadırvanında bulunan tuvaletlerin önünde ölü bulundu. Trabzon doğumlu olduğu öğrenilen Yayla’nın evinden sabah erken saatlerde araç muayenesi yaptırmak için çıktığı kaydedildi.

Ambulans geldi ama

07.30 sıralarında Fevziye Camii’ne gelen Yayla, şadırvanda bulunan tuvaleti kullandıktan sonra tuvaletin çıkış kapısında yere yığıldı. Çevredeki vatandaşlar, ambulans çağırdı ancak Kocaeli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Yayla’nın olay yerinde hayatını kaybettiği öğrenildi. Kalp krizi nedeniyle vefat ettiği açıklanan Yayla’nın üç çocuğu bulunuyordu.

Pazarlarda esnaflık yaparak geçimini sağladığı kaydedilen Yayla, Derince Yaylaoğlu Fırını’nın sahibi Orhan Yayla’nın da kardeşiydi. Derince İbn-i Sina Mahallesi Ufuk Sokak’ta ikamet ettiği bildirilen Yayla’nın cenazesi Derince Merkez Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Derince Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Kaynak: http://www.bizimkocaeli.com.tr/?page=c_detail&c_id=17373&c_cat=37

Yaklaşık 4 yıl Körfez’de İlimtepe Mahallesi’nde ikamet ettik. O zamanlar mahalle bile değildi. Değerli ağabeyim, İlimtepe İlköğretim Okulu Müdürü Tamer Terzi’nin ısrarları sonucu taşınmıştım İlimtepe’ye.

Yıllar sonra ordan taşınırken arkada hep iyi anılar bıraktık. Çok iyi arkadaşlarımız oldu. Tamer Hoca, iyi ki ısrar etmiş de taşınmışız İlimtepeye.

İşte bu güzel anılardan bir tanesi de Necati Amca. Her cumartesi günü evimizin karşısına kurulan ilimtepe pazarına meyve sebze almak için giderdik. Bütün meyve ihtiyaçlarımızı Necati Amca’dan alırdık. Babacan tavrı çok hoşumuza giderdi. O bizim ne alacağımız bilirdi, kendisi seçer verirdi, bize layık görmediğini satmazdı zaten. “Hocam armut çok güzel bu hafta. Elma pek iyi değil onu gelecek hafta alırsın.” gibi tavsiyelerde bulunur, hangi meyveden isterse onları hazırlardı.

Eskiden alışveriş fişlerini biriktir vergi iadesi alırdık. Biz ona hiç söylemezdik ama her sene fişlerin teslim tarihi yaklaşınca “hocam fişlerin eksiktir, lazım olur” diye bir torba alışveriş fişi getirirdi.

Şairin dediği gibi:

Yoksa, kalıba vursan hani,
Tek başına on tane adam eder!

Biz iyi bilirdik. Mekanı cennet olsun.

Kurban bayramınız kutlu olsun

Get the Flash Player to see this player.